July 16, 2012

Pazar günü İzmir'de ne yapılmaz?

Plajı gören var mı? Yok yok korkmayın, İzmir bu kadar da değil :) 
Her şeyden önce Pazar günü İzmir civarında denize girebileceğiniz sakin, güzel bir koy aranmaz. Hele de size sakin bir koy olarak Akarca Koyu önerildiyse oraya asla gidilmez. Neden? Çünkü orası değil İzmir'in çevresinden gelen, tüm Kıyı Ege'den gelen insanlar tarafından istila edilmiştir. Bu yüzden Sığacık'a gidilmez, Ürkmez tarafına da, Gümüldür'e de... Çeşme tarafını ise hiç söylemiyorum bile. Aslında Pazar günü istila edilmeyen bir koy yoktur İzmir ve civarında. O yüzden Pazar günü denize gidilmez. 

Oldu da kazara plaja gittiniz şöyle Çeşme tarafına. Geri dönüş için asla ve asla saat 19'dan sonraya kalınmaz. Kalınırsa gününüz zehir olur. Zaten gündüz sıcağın ve denizin verdiği yorgunluk sinir patlaması olarak size geri döner. Trafik fenadır çünkü Pazar akşamları. Sanırsınız bütün İzmir Çeşme'ye gitmiştir. Hele de Urla'dan ya da ne bileyim Çeşmealtı'dan geliyorsanız ve Güzelbahçe yolunu kullanmaya kalktıysanız bence kapatın kontağı oturun deniz kenarında çiğden çitleyin. Gece yarısına doğru biraz rahatlar o zaman gidersiniz evinize.


July 11, 2012

Sırada kim var?

Dün gece acı haber Antalya'dan geldi bu sefer. Bir trans arkadaşımız daha öldürülmüş; Seçil Anne'ymiş ismi. Yaşarken tanımadım kendisini ama öldürüldüğünü duyduğumda üzüldüm kırk yıllık dostummuş gibi. Daha önce de üzüldük, defalarca, Dilek için, Ebru için, Melek için, Ahmet için... Üzülmeye, ağlamaya devam ediyoruz, hiç tanımadığımız insanların yasını tutuyoruz. Biliyoruz ki öldürülen tanımadığımız insan değil, biziz. Her gün tek tek öldürülüyoruz... 

2009 yılında Ankara'da öldürülen Melek, benim evimin bir kaç sokak ilerisinde oturuyordu. Onu yaşarken de tanımıştım üstelik. Beni en çok etkileyen ölümlerden biriydi. O zaman oturup yazdığım ve facebookta paylaştığım kısa metni paylaşmak istiyorum. Çünkü orada Melek'in ismi yerine Seçil Anne'yi koyduğunuzda üç yıl öncenin değil bugünün acısını göreceksiniz, hatta yarının da.

"Meğer ben uyumaya hazırlanırken o gece mahallemize ölüm gelmiş. Kim bilir kaçımızın evinin önünden geçmiştir. Duymamışız, görmemişiz hiç birimiz. Zaten ölüm sessizdir, nefretle gelen ölüm daha da sessiz. Usulca giriverir evin içine insan bedenine bürünmüş şekliyle. Hatta gülümseyerek girer eve, ve hatta şehvetle! O gece de ölüm onca kapının önünden geçip Melek'in evine girivermiş. O gün sıra Melek'e gelmiş. Yarın bir sokak ilerisine, öbür gün kim bilir belki de bizim eve, bi zuyurken yatağımızda. Kim duyacak ki üç beş kişiden fazla?

Dün Dilek için bir dilek tuttuk, Ebru'ya söz verdik unutmayacağız diye, şimdi de Melek'i meleklere emanet ediyoruz. Ahmet de gitti zaten, kuyudan çıkarılanlar da cabası. Bir sürü isim var isimler sözlüğümüzde. Bir sonraki için slogan bulmak biraz daha zorlaşacak. Şimdiden her isim için bir slogan mı hazırlasak ne?

Yok bu elli kişinin bağırmasıyla hallolacak bir mesele değil. Daha çok olmalı, sadece bağırmakla da kalmamalı. Herkes, bir şey yapmalı, diyor. Yapmalı yapmasına da orada sesimizi duyacak kimse var mı? Kaç kişi daha ölmeli ciddiye alınmak için? elini kolunu sallaya sallaya dolaşırken bu nefret sokaklarımızda, elini kolunu sallayarak girerken evlerimize oturup bekleyecek miyiz sıra kime gelecek diye? İsimlere kafiyeli sloganlar bulmaktan daha iyi bir şeyler olmalı yapacak!

Ölüm sessiz geliyor, bu seferlik teğet geçip bizleri birisinin evine giriyor usulca. Melek isim kardeşleriydi üstelik... Melek'i bile korumayan melekler umursar mı ki bizleri?" 13 Nisan 2009  

"Aileye Mahsustur"

Bugün her zamanki gibi Gelinkaya mevkiine gittik denize girmek için. Orayı seviyoruz biz çünkü gölgenin altında oturduğumuz masanın hemen yanından denize girebiliyoruz, yiyoruz, içiyoruz, tavla oynuyoruz. Üstelik şezlong ve şemsiye için para da ödemiyoruz. Ama ilk kez yanımızda bir kadın olmadan gidince gördük orasının da gerçek yüzünü. Konumuz "aileye mahsus" Türkiye...

Yine her zamanki gibi deniz kenarındaki masaya yöneldik. Tam masaya varacakken garson yetişti ve bize "orası aileye ait" dedi. Dönüp baktık, "Biz de aileyiz" dedik. Sonuçta bir şekilde deniz kenarındaki masaya oturduk. Ancak bu aile mevzusunun benim canımı fazlasıyla sıkmaya başladığını fark ettim. Deniz kenarındaki masalar onların, restoranların en nezih köşeleri ve cam kenarı masaları da, en güzel evler onlara kiralık, piknik alanları onlara mahsus... Aile çay bahçeleri, aile lokantaları, aile plajı, aile apartmanı, aile mahallesi derken sırada ne var? Aile ülkesi mi? Hoş, yıllardır hükümetin söylemi buna işaret ediyor. Sonuçta üç çocuk yapabilmek için önce "aile" olmak gerekiyor. Malum aile olmadan yapılan çocuklar pek kabul görmüyor. Çocuğun makbulü de nikahlı aileden yapılanı. Dolayısıyla "en az üç çocuk" söyleminin temelinde "aile olun" yatıyor. Zaten herkesin heteroseksüel olarak addedildiği bu ülkede aksi kimsenin aklına da gelmiyor. Dayatılan bu heteroseksüellik normu bir çok eşcinseli de istemeye istemeye yuva kurmaya ve sistemin istediği gibi bir aile olmaya itiyor. Elbette ki mutsuz bir aileye dönüşüyorlar ama sistem zaten bireyin mutluluğunu dert etmiyor. Tek derdi aile kurumunun varlığının devam etmesi, vatana millete hayırlı yeni nesiller yetiştirilmesi, yetiştirirken daha çok tüketilmesi, tüketilmesi ve yeniden tüketilmesi...

June 11, 2012

Karaburun'a kara yoluyla mı?

Karaburun Liman 
Bu yazın ikinci durağını Karaburun olarak seçtik. Hafta sonunda arkadaşlarla Karaburun'a gittik. Çok zamandır Karaburun'a gitmek istiyordum ama bir türlü denk gelmemişti. Kısmet bu yaza imiş.  Karaburun'a gitmek için öncelikle Üçkuyular İlçe garajına gitmek gerekiyor. Yaklaşık olarak her 1 saatte bir minibüs var. Buçuklarda kalkıyor normalde ama dolduğunda da kalkıyormuş. Pazar günleri de ek sefer koyuyorlarmış. İzmir'den Karaburun'a gitmek için ödeyeceğiniz rakam da oldukça makul: 13 TL (2012 Haziran için). İzmir'den 1 saat 45 dakikalık bir yolculukla Balıklıova, Mordoğan üzerinden Karaburun'a varılıyor. Dönüşte de 2 saate yakın sürdü yolculuk çünkü çok fazla indi bindi oldu. 

Ancak karayoluyla Karaburun'a gitmek bence herkesin harcı değil. Hele de benim gibi virajlı yola gelemeyenler için hiç bulaşmayın derim. Balıklıova'dan sonra virajlı yollar başlıyor, öyle böyle değil. Bir sağa bir sola... Soğuk soğuk terler döktüm, midem gitti gitti geldi. O son 50 km bana 500 km gibi geldi. Ama nihayetinde değdi mi, değdi. Çünkü Karaburun halen oldukça bakir bir yer. Sanırım yolun da etkisiyle halen çok insan gelmeyi tercih etmiyor. Denizi çok güzel. İpek gibi yumuşacık. Çok sessiz, köy havasında huzurlu bir yer Karaburun. Ama bir daha otoban yapılana kadar tekrar kara yoluyla gitmeyi düşünmüyorum. 


June 9, 2012

Ne Aradım ne Buldum - Volume İki


Drawing by Frits Ahlefeldt
Bundan yaklaşık 7 ay kadar önce bu blogun ziyaretçilerinden bazılarının arama motorlarında yaptıkları aramalar sonucunda bloga geldiklerini söylemiştim sizlere. Demiştim ki, bir arama motoru vasıtasıyla blogunuzu ziyaret edenlerin hangi kelimeleri aratarak -bir şekilde- size geldiğini görebilirsiniz. Ben de zaman zaman google analytics üzerinden görebildiğim listeye göz atıyorum. Kimisi komik, kimisi insanın hayal gücünü zorlayacak kadar yaratıcı aramalar bunlar. Aranılan içerikteki bir kelime ya da bir kaç kelimeden ötürü de zihnimikadrajı'na geliyorlar ama genellikle aradıkları şeyi bulamıyorlar :) Çünkü zihnimin kadrajı öncelikle ne değil: bir porno sitesi değil! Evet en çok aranan şey bu tahmin edeceğiniz üzere.

Bir yandan da merak ediyorum; içinde "eşcinsellik", "gey" ya da "lezbiyen" geçen bir yazıya, bu kelimelerin yanına sex, porno ve bilimum sekse dair kelime eklenerek yapılan aramalarla ulaşmak için insan kaç sayfa ileri gidebilir ki arama sayfasında! Yani he deyince zihnimin kadrajı çıkmıyordur tahminimce eşcinsellik ve porno yan yana geldiğinde...
Neyse, Google'ın dili olsa da konuşsa, kimbilir ne arama hikayeleri anlatırdı bize. Google'ın dili yoksa benim var! İşte size araştırmacı ve de meraklı Türkiye insanının arama motoruna sorduklarından bir demet daha!

- Amerikan cami (Bu kişinin gerçekten ne aradığını merak ediyorum)
- Antik Yunanda eşcinsellikle ilgili pornolar (O zamanlar henüz çekilmemişti ama şimdi var böyle konulu         pornolar. Nerden mi biliyorum? E yani!)
- Basmaneden bayraklıya nasıl giderim otobüs numarası (hareket memuru gibi mi görünüyorum oradan?)
- Bir erkeği nasıl gey yaparım (Heteroseksüel erkek yoktur az votka vardır diye bir klişe var anacım!)
- Birbiriyle yiyişen kadınlar
- Birecikte s...ş (Birecik geçiyor bir yazıda ama diğerini anlayamadım. Ne bulmayı umdun arkadaşım?)
- Brezilyalı ronaldo gay mi (sana ne kardeşim!)
- Ronaldonun gay olduğunun kanıtı (Bu aramayı TSK yapmış olabilir. Hani fotoğraf ya da video falan)
- Eşcinsellerin kullandığı cümleler (iyice uzaylı muamelesi yaptılar yani)
- Eşcinsel lezler sınıfta (ee tabi hababam sınıfta gibi erkek homososyal bir sınıftan sonra kadın versiyonunu da aramak doğal)
- Eşcinsel toplumların sonu (boşver sonu monu. Ne istiyorsan onu yaşa. eşcinseller ölüyor da heterolar ölmüyor mu ay!)
- Hayvanlarla kısa porno (hem sapık hem de interneti kotalı kullanıyor)
- Hırsızın bir kadınla sex yaparken hali (vaaay be! seni gönül hırsızı yar, açık kapı hırsızı yar!)
- İdeal eşcinsel erkekler (Herkesin ideali kendine. bedenleri nesneleştirmeyelim, metalaştırmayalım lütfen)
- İşeyen lezbiyen fotoları (Sonuçta herkes işediğine göre birileri de çekip koymuş olabilir)
- Kadınlar geyleri neden sever (acaip homofobik kadın tanıdıklarım var. klişe bunlar dostum)
- Kadir İnanır gay olablir (sanmam)
- Kadir İnanır oğlancı (ne diyosuuun!)
- Melih Ç... Kocaeli tel (arkadaşım bu aramayla nasıl geldin. nasıl yollardan geçtin. meraktan ölüyorum)
- Pandoranın kutusunda ne var (Olay halen gizemini koruyor. İçinin boş olduğuna dai bir söylenti var)
- Porno bakmak istiyorum (En doğal hakkın tabi ki ama böyle aramayla porno bulamazsın canım ya)
- Sasalı kuşlarının kaldığı yer (TOKİ toplu konut yaptı onlar için, orada kalıyorlar)
- Sex pornosu (Kafanda nasıl bir şey var anlat bana)
- Su altında sevişen lezbiyenler (Su üstündekilere doymuş değişiklik arıyor)
- Üzerimde olan bir şey (Sen bilmiyorsan google nerden bilsin bacım)
- Vampir lezbiyenler sevişiyor (Bir lezbiyen arkadaşım bana anlatsın. böyle bir fantezi mi var, nedir? Volume bir'e de damgasını vurmuştu bu vampir lezbiyenler. Korkuyorum ya!)

Merak etmeye devam edin!

Volume bir'i de okumak isteyenler için: Ne aradım ne buldum

May 31, 2012

Gey ve Lezbiyen Yazını


Eşcinsel edebiyat nedir? Eşcinsel edebiyat diye bir kategori var mıdır? Eşcinsel edebiyat nerede başlar? Woods, eşcinsel edebiyatı "açık bir eşcinselin eşcinsel olma deneyimi hakkında açık bir şekilde yazdığı yazılardır” şeklinde tanımlarken, Stevens, “gey ve lezbiyen edebiyatı” büyük ölçüde problemli bir kategori olduğunu çünkü eşcinsellikle bağlantılı olarak tartışılan edebiyat da büyük ölçüde kendisini gey olarak tanımlamayan yazarlar tarafından yazıldığını söylemektedir.
 
Tezimin konusunu belirledikten yaklaşık 3 ay sonra çıkan bu kitap bana Sel Yayıncılığın bir hediyesi gibi oldu. Kaynak arayışı içinde olduğum bir dönemde tam da tezimin konusuyla örtüşen bu kitap bana iyi bir Türkçe kaynak olmanın ötesinde rehberlik de ederek queer edebiyat konusunda yapılmış farklı eserlere de yönelmemi sağladı. 

Kıvanç Tanrıyar'ın çevirisini yaptığı, University Collage of London'da İngiliz Dili bölümünde öğretim üyesi olan Huhg Stevens'ın yayına hazırladığı  Gey ve Lezbiyen Yazını, eşcinsel edebiyatın farklı hallerinin ve yansımalarının ele alındığı 13 makaleden oluşuyor. Bu makaleler farklı tarihsel dönemlerde eşcinsel edebiyatının seyrini bize sunmalarının yanında eşcinsel edebiyatın tarihine dair bilgi edinmemizi de sağlaması açısından oldukça değerli. Kitabı değerli yapan en büyük şey ise Gey ve Lezbiyen Edebiyatının konu olduğu çok nadir türkçe kaynaklardan birisi olması. 

May 28, 2012

Kokkari'de bir günün paha biçilmez keyfi


Samos'un kuzeyinde yer alan küçük Kokkari kasabası adanın en büyük şehri Vathi'ye 14 kilometre uzaklıkta. Yol boyunca size zeytin ve çam ağaçlarıyla birlikte sağ tarafınızda deniz eşlik ediyor. Kokkari, bir tepe ve eteklerine yayılmış küçük bir yerleşim yeri. Köyün merkezi oldukça düzenli ve şirin. Tepenin sol tarafında dağların eteklerine kadar uzanan bir plajı var. Ayrıca yine merkezde küçük bir plaj var. Plajın hemen yan tarafında kayalık bir ada ve onu karaya bağlayan kısa yol Kokkari'ye ayrı bir güzellik katıyor. 

Kuşadası limanından yaklaşık 1,5 saatlik bir tekne yolculuğu ile ulaşılan Sisam adasında en çok küçük, sakin ve şirin Kokkari köyünü sevdik. Denizin güzelliğine, deniz ürünlerini bol bol yiyebileceğiniz mutfağına, şaraplarına bayıldık. 
Kokkari


May 22, 2012

Order



Do we need an order?

...

Bir düzene ihtiyacımız var mı?



May 11, 2012

Günübirlik Eski Foça kaçamağı

İzmir'de oturanların günü birlik gidebilecekleri yerlerden birisi Eski Foça. Arabanız varsa basıp gidersiniz, peki ya arabanız yoksa? Bunun için bir alternatif önce kalkıp otogara gitmek, oradan bir Eski Foça otobüsüne binmek. Bir diğer alternatif ise bizim yaptığımız gibi İzban ile gitmek. Bu ikinci yol hem çok daha ucuz hem de pratik. Yani en azından İzmir'in öbür ucundaki otogara gitmek yerine evin önündeki otobüs durağından başlanabildiği için daha pratik geliyor bana. Hele de İzban güzergahında oturuyorsun daha bir kolay.

Foça meydan
Bize en yakın İzban durağı Alsancak ya da Halkapınar olduğu için biz Halkapınar'dan bindik. Halkapınar'dan yaklaşık 50 dakika süren bir yolculukla Hatundere istasyonunda iniyorsunuz. İndiğiniz yerde sizi bir ring servisi bekliyor ve yolcuları aldıktan sonra beklemeden yola çıkıyor. Oradan da 25-30 dakikalık bir yolculukla Eski Foça'dasınız. toplamda maksimum 1,5 saat süren bir yolculuk. Otobüsle gitseniz de bundan daha kısa sürmez zaten. Bir de toplam 3 TL'ye mal oluyor, öğrenciler içinse 1,65 TL'ye. Onca yolu (yaklaşık 70 km) bu kadar ücret ödeyerek gitmeyi sağladığı için İzmir Büyükşehir Belediyesi bir teşekkürü hak ediyor sanırım.

May 10, 2012

Smooth



Işık sarı olduğunda hayat daha yumuşaktır... 

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Paylaş