Showing posts with label hafif. Show all posts
Showing posts with label hafif. Show all posts

July 20, 2013

Sezen'im gökkusagı açtı

Bunca yıl bir türlü fırsatını bulup Sezen Aksu konserine gidemeyişimin bir sebebi varmış. Meğerse benim gitmem gereken konser tam da dün akşamki konsermiş.

Malum Sezen Aksu şarkılarıyla büyüdük bir çoğumuz, özellikle benim kuşağım. Taa çocukluğumdan bu yana her türlü duyguma bir karşılık bulmuşumdur Sezen'in şarkılarında. Hatırladığım, dilime dolana ilk şarkısı, henüz ilkokul sıralarındayım o zaman, "Sen Ağlama" şarkısıydı. Herkesin dilindeydi o sıralar. Ama Sezen Aksu'nun bendeki başlangıcı "Git" albümüdür. İlkokul son sınıftayken, sınıftaki kız arkadaşlarla ders çalışalım diye evde toplanır, Sezen Aksu'nun bu albümünü dinlerdik. Sonra kasetlerini almaya başladım zaten. Lise 2. sınıftayken çıkardığı "Gülümse" albümü ise CD olarak aldığım ilk albümü oldu ve haliyle yaşın da getirmiş olduğu bir enerjiyle "Hadi Bakalım" dolandı dilimize. Uzun lafın kısası 29 yıldır bilfiil Sezen Aksu dinleyicisi ve hayranıyım. Gelgelim, o kadar çok istememe rağmen bir türlü denk getiremiştim bir konserine gitmeyi. Düın akşam yılların arzusunu gerçekleştirdim ama beni kat be kat mutlu eden ise Sezen'in yaptığı sürprizler oldu. 

March 7, 2013

Homesick oldum ben!


İzmir'de iki yıl süren istirahat döneminin ardından gözümü kapatıp İstanbul ellerinde iş aramaya başladım ve şanslıyım ki kısa sayılabilecek bir sürede buldum. Bu yüzden aldım çantamı, kaktım, geldim İstanbul'un kalabalığının arasına. Benimkisi zorunlu göç. O yüzden güle oynaya gelmedim İstanbul'a, trafikte kalma endişesi bir yanda, ev bulma derdi ve geçinme derdi diğer yanda. Taşı toprağı altınlık hali de kalmamış zaten İstanbul'un, her yer kazılmış, her yer toprak, her yer çamur.

Henüz burada bir düzen kuramadığım ve evim diyeceğim bir yer olmadığı için halen İzmir'deki evimi özlüyorum, yatağımı özlüyorum, balkonumu özlüyorum.Burada bir ev kurabildiğimde oradaki ev Anıl'ın evi olacak ve İzmir'deki evi özleme sendromum da sona erecek. Tabi evden başka özlediğim şeyler de var; Oğluş'umu özlüyorum, onunla birlikte uyumayı özlüyorum, Bahadır'ın çıkıp gelmesini özlüyorum, Anıl'la gülmelerimizi özlüyorum. Velhasıl şu sıralar özlüyorum da özlüyorum.

Ankara'yı bu kadar özlememiştim, zira tüm bağımı kopararak gelmiştim İzmir'e. Şimdi ise dolabımda hala giysilerim, masamda bilgisayarım, kitaplığımda kitaplarım dururken haliyle benim de bir yanım halen İzmir'de. Sezen'in "Kalbim Ege'de kaldı" şarkısı tam benlik anlayacağınız bu günlerde. Hoş, burada bir ev tutup yerleşik hayata geçsem bile kalbim yine de Ege'de olacak ya, o da ayrı bir mevzu. Uzaktaki sevgili döngüsünü İzmir'e taşınarak kırmıştım ama döngüye soktuğum çomak kırıldı, yine yollar girdi araya. Hayat böyle işte, yapacak bir şey yok. Bir kez daha yaşayamam dediğim bir şehirdeyim (ilki Ankara'ydı) ve  artık biliyorum ki her şekilde yaşıyor insan. Ve biliyorum ki her şey aynı anda olamıyor, hep bir şeyler eksik kalıyor...




December 31, 2012

Wish List 2013


2012 yılını hayatımın en kötü yıllarından birisi olarak ilan etmemde hiç bir sakınca yok sanırım. Çünkü terslik üstüne tersilk geldi. Hemen hemen hiçbir şey istediğim gibi gitmedi. 2012 yılına girerken dilediğim 13 şeyin de ancak 5 tanesi gerçekleşti ki onlardan ikisi doğrudan kendi hayatımla ilgili değil. Uğursuz sayıda bir liste yaptığım içindir belki. Bakın, neler dilemişim 2012 yılından, neler olmamış:

-Tezi bitirmek (Yıl içinde teze başladım, bitmedi ama bitmek üzere)
- Kazancımın daha iyi olacağı bir işe sahip olmak (olmadığı gibi işsiz kaldım)
+ Daha önce gitmediğim bir ülkeye seyahat etmek (Makedonya’ya gittik Bahadır’la birlikte)
- Bir Yunan adasında 3-4 günlük kısa bir tatil yapmak (nerdeee!)
- Hasta olmamak (hayatımın ilk ve korkunç böbrek taşı ağrısını yaşadım bu yıl)
- Mutlu olmak ve de bol bol gülmek (hayatta da hep gülünüp mutlu olunmuyor ki)
- Göbeğimin bir iki kilosundan kurtulmak (aynen duruyor)
+ Alışveriş yapmak (fena değildi bak bu)
+ Ipad almak (Ipad olmasa da bir tablet bilgisayar aldım)
+ Anıl'ın işe devam etmesi ve de üniversiteyi kazanması (%100 gerçekleşti)
+ Bahadır'ın okula ilgisinin sönmemesi (şaşırtıcı ama halen devam ediyorJ)
- Tokat'a gidip Serapları görmek (onlar buraya gelmesini 2020 wish listine ekleyeceğim)
- Ezgi ve Elçin!in İzmir'e bizi ziyarete gelmesi (Ezgi geldi ama Elçin gelmedi)

2012 yılına daha iyi gelire sahip olduğum bir iş umuduyla girmiştim ama yılın büyük bölümünü kıt kanaat geçirmek zorunda kaldım. Yılın ilk 3 ayı kabus gibiydi çünkü çalıştığı iş yerinde ciddi sorunlar yaşandı, aslında mobbing’e uğradım ama kendimi anlatamadım bir türlü. Sonunda proje bitti de hayatımın en kabus iş yerinden kurtuldum. Yaz ayı fena geçmiyordu ki doğum günümün iki gün sonrasında bir barın bodyguardlarının saldırısına uğradım. Hayatımda ilk kez başıma böyle absürd bir şey geldi, haliyle hem fiziken hem de ruhen canım yandı. Bu da tam yılın ortasında en tavan mutsuzluğum oldu. Tam iyileştim derken ikinci darbe geldi. Bir hafta süren bir böbrek ağrısı hayatımı zindan etti. Velhasıl Ağustos ayı kabus gibi bir aydı. Sonrasında da “evimden çık, oğlum evlenecek” krizine giren evsahibimle tatsız şeyler yaşadık, neticede bir de taşınma yaşandı bu parasızlığın ortasında. Ondan sonra yine olağan çizgisine geldi hayatım ama yıl sonu itibariyle halen tam zamanlı bir işim olmadığı için teorik olarak işsiz sayıyorum kendimi. 2012’nin bu son günleri aynı zamanda İzmir’deki son günlerim de. Çünkü İstanbul’a taşınıyorum. İki yıl şans verdim İzmir’e ama o bana vermedi. Anlayacağınız büyük bir değişiklikle girmeye hazırlanıyorum yeni yıla. Umarım 2013 yılı bu yıldan daha iyi, saha sağlıklı, daha umutlu, daha varlıklı, daha neşeli, daha çok gezmeli, daha çko eğlenmeli bir yıl olacak.

İyi şeyler de oldu tabi ki 2012 yılında. Misal bir insan hakları araştırma bursu kazandım. Hayatımın ilk alan araştırmasını yaptım, sonuçlarını analiz ettim ve bitirip teslim ettim. Onun dışında hiç beklemediğim bir şekilde bir yurtdışı seyahati gerçekleştirdim yılın son ayında. Daha önce katıldığım bir eğitimin değerlendirme toplantısı için İsveç’e davet edildim. Ayrıca ILGA Dünya Konferansı’na da katıldım. Hayatın rutininden sekiz günlüğüne uzaklaşma şansı buldum böylece. Bu blog haricinde bir de Radikal Blog’a yazmaya başladım. Oradaki bir yazımdan dolayı İMC TV’de yayınlanan Mor Bülten’den davet alıp “açılmak” üzerine kısa bir söyleşi yaptım. Tabi ki yılın Bahadır’la gerçekleştirdiğimiz tek seyahati olan Makedonya tatili de yılın güzel şeyleri arasındaki yerini aldı. Anıl’ın iniversiteyi kazanması da çok istediğim ve gerçekleştiğine oldukça mutlu olduğum bir olaydı.

Gelelim 2013 yılından beklentilerime. Geçen yılki listenin gerçekleşme oranının % 38’de kaldığını düşünürsek çok da yüksek tutmamam lazım beklentileri ama sonuçta bunun adı wish list. İnsanın her istediğin olmadığını öğrendim nihayetinde. O yüzden yine umudumu yüksek tutarak barışın geldiği, kimselerin toprak, bayrak, milliyet uğruna ölmediği, kimsenin nefret cinayetine kurban gitmediği gibi ütopik dilerlerimle birlikte, sıhhat, mutluluk, refah, heyecan gibi şeylerin eksik olmamasını diliyorum önümüzdeki yıl. Bir de şöyle daha özel dileklerim var ki gerçekleşirlerse pek bir mutlu olacağım:

-Tezi teslim etmek ve mezun olmak (kesin olacak. Evet, evet)
- Sosyoloji bölümünü bitirmek ve diplomamı almak (N’apıcaksam)
- İstanbul’da ikinci bir iş bulmak ve böylece hayatımı stabil duruma getirmek
- Bu yıldan daha iyi, beni İstanbul’da yaşatacak kadar gelir sahibi olmak
- Araştırma sonuçlarını bir makale olarak akademik bir dergide yayınlatmak
- Fas’a gitmek (Birikmiş millerimle Ağustos ayını biletimi aldım bile)
- Arjantin’e gitmek (neden olmasın?)
- Merkezi sistem ısıtması olan bir evde yaşamak
- Bahadır’ın başvuru süresini kaçırmayıp Polonya’ya Erasmus’a gitmesi
- Yeniden böbrek ağrısı çekmemek
- Bana saldıran kişiye açtığım davanın sonuçlanması ve hak ettiği cezayı çekmesi
- Iphone almak
- Yeni bir fotoğraf makinesi ve lens almak
- Yeni bir bisiklet almak

Herkese dileklerinin ve beklentilerinin gereçkleşeceği güzel bir yıl diliyorum.   

September 8, 2012

Bekarlık sultanlıktır, tabi ki ev aramıyorsan!

Bir süredir bir şey yazamadım çünkü hastaydım, düşmek bilmeyen bir böbrek taşına sahip olmanın dayanılmaz ağrılarıyla boğuşuyordum. Tam o ağrıların ortasında ev sahibi çık evimden dedi. Daha önce Eylül gibi boşaltabilir miyim diye rica etmişti ama ben mümkün değil, Ekim gibi olabilir demiştim. Bu sefer rica değil tehditle evimi boşalt dedi. Ağustos başındaki saldırı, sonrasındaki böbrek ağrısı yüzünden zaten yorgun olan zihnim ve bedenim yeni bir saçmalıkla uğraşmayı kaldıramayacağı için hukuki yoldan hakkımı aramak yerine evden çıkmayı tercih ettim. Yaklaşık bir hafta süren internetten ev bakma ve piyasanın nabzını yoklama çalışmalarım üç gün süren ev gezme maratonuyla son buldu. İşte o üç gün boyunca emlakçı emlakçı dolaşıp, ev sahiplerinin ve emlakçıların abuk sabuk sorularına ve taleplerine olabildiğince sakin cevaplar vermeye çalıştım. Ne de olsa ben bekar, üstelik sabit ve onların anlayabileceği türden bir işi ve geliri olmayan yani ev sahiplerinin hiç mi hiç istemediği cinsten bir kiracı olduğum için hep alttan almalıydım. 

August 16, 2012

Ankara özlenir mi?

Eğer Ankara'da üç dört yıl ve fazlası yaşadıysan çok büyük ihtimalle özlenir. Ankara'yı sevmek vakit alır çünkü. Kısa süreli kaldıysan "kurtuldum" dersin, benim gibi uzun süre yaşadıysan "özlüyorum" dersin zaman zaman. Evet Ankara'yı sevmek zordur. Gri gelir insana, hatta karanlık. Oysa öyle değildir. İşte bunu görebilmek için uzun süre yaşamak gerekir. Önce nefret edersin Ankara'dan, sonra alışmaya başlarsın, sonra ısınırsın ve sonunda seversin Ankara'yı. Ben de Ankara'yı sevenlerdenim. Akhisar ve Ayvalık gibi sığ bir yerde büyüyüp, Afyon gibi muhafazakar ve yine sığ bir yerde dört yıl okuduktan sonra tanıştım Ankara'yla. O yüzden ben gözlerimi Ankara'da açtım aslında. Kim bilir belki de Ankara'yı sevmemde bunun da etkisi vardır. Çünkü ben, ben oldum Ankara'da, kendim oldum. Onca yıl görmezden geldiğim, ötelediğim İsmail'i Ankara'da çıkardım ortaya. Her yıl biraz daha fazla sevdim kendimi de Ankara'yı da. 

July 25, 2012

sana sıcak, bana sıcak, bir de onlara sıcak!

Değil dışarıya çıkıp bir kaç adım atmak evde hiçbir şey yapmadan otururken bile terlemeye sebep olan bu sıcaklar hakkında bir yazı yazmasam ayıp olurdu. Bir diğer yandan da tarihin sayfalarının 2012 yılının Temmuz ayının ne kadar sıcak olduğundan mahrum kalmaması için bu yazı gerekliydi. İleride çocuklarınıza okutur bakın böyle bir sıcak yaz yaşadık dersiniz diyeceğim de büyük olasılıkla geleceğin çocukları için bu sıcaklar çok da sıcak olmayacaktır. Hani global ısınmadan ötürü malum bir sürü felaket senaryosu yazılıyor ya. Onlardan birisine göre bundan 50 yıl kadar sonra Karadeniz kıyısı şimdinin Akdeniz bölgesi iklimine dönüşecekmiş. Varın Antalya'nın, İzmir'in falan ne olacağını siz düşünün. Hatta diyorlar ki Hilton oteller zinciri Karadeniz kıyılarına yatırım yapmaya başlamış bile. Böyle diyorlar anlayacağınız. O yüzden halimize şükredip bu günlerin tadını çıkaralım.

June 9, 2012

Ne Aradım ne Buldum - Volume İki


Drawing by Frits Ahlefeldt
Bundan yaklaşık 7 ay kadar önce bu blogun ziyaretçilerinden bazılarının arama motorlarında yaptıkları aramalar sonucunda bloga geldiklerini söylemiştim sizlere. Demiştim ki, bir arama motoru vasıtasıyla blogunuzu ziyaret edenlerin hangi kelimeleri aratarak -bir şekilde- size geldiğini görebilirsiniz. Ben de zaman zaman google analytics üzerinden görebildiğim listeye göz atıyorum. Kimisi komik, kimisi insanın hayal gücünü zorlayacak kadar yaratıcı aramalar bunlar. Aranılan içerikteki bir kelime ya da bir kaç kelimeden ötürü de zihnimikadrajı'na geliyorlar ama genellikle aradıkları şeyi bulamıyorlar :) Çünkü zihnimin kadrajı öncelikle ne değil: bir porno sitesi değil! Evet en çok aranan şey bu tahmin edeceğiniz üzere.

Bir yandan da merak ediyorum; içinde "eşcinsellik", "gey" ya da "lezbiyen" geçen bir yazıya, bu kelimelerin yanına sex, porno ve bilimum sekse dair kelime eklenerek yapılan aramalarla ulaşmak için insan kaç sayfa ileri gidebilir ki arama sayfasında! Yani he deyince zihnimin kadrajı çıkmıyordur tahminimce eşcinsellik ve porno yan yana geldiğinde...
Neyse, Google'ın dili olsa da konuşsa, kimbilir ne arama hikayeleri anlatırdı bize. Google'ın dili yoksa benim var! İşte size araştırmacı ve de meraklı Türkiye insanının arama motoruna sorduklarından bir demet daha!

- Amerikan cami (Bu kişinin gerçekten ne aradığını merak ediyorum)
- Antik Yunanda eşcinsellikle ilgili pornolar (O zamanlar henüz çekilmemişti ama şimdi var böyle konulu         pornolar. Nerden mi biliyorum? E yani!)
- Basmaneden bayraklıya nasıl giderim otobüs numarası (hareket memuru gibi mi görünüyorum oradan?)
- Bir erkeği nasıl gey yaparım (Heteroseksüel erkek yoktur az votka vardır diye bir klişe var anacım!)
- Birbiriyle yiyişen kadınlar
- Birecikte s...ş (Birecik geçiyor bir yazıda ama diğerini anlayamadım. Ne bulmayı umdun arkadaşım?)
- Brezilyalı ronaldo gay mi (sana ne kardeşim!)
- Ronaldonun gay olduğunun kanıtı (Bu aramayı TSK yapmış olabilir. Hani fotoğraf ya da video falan)
- Eşcinsellerin kullandığı cümleler (iyice uzaylı muamelesi yaptılar yani)
- Eşcinsel lezler sınıfta (ee tabi hababam sınıfta gibi erkek homososyal bir sınıftan sonra kadın versiyonunu da aramak doğal)
- Eşcinsel toplumların sonu (boşver sonu monu. Ne istiyorsan onu yaşa. eşcinseller ölüyor da heterolar ölmüyor mu ay!)
- Hayvanlarla kısa porno (hem sapık hem de interneti kotalı kullanıyor)
- Hırsızın bir kadınla sex yaparken hali (vaaay be! seni gönül hırsızı yar, açık kapı hırsızı yar!)
- İdeal eşcinsel erkekler (Herkesin ideali kendine. bedenleri nesneleştirmeyelim, metalaştırmayalım lütfen)
- İşeyen lezbiyen fotoları (Sonuçta herkes işediğine göre birileri de çekip koymuş olabilir)
- Kadınlar geyleri neden sever (acaip homofobik kadın tanıdıklarım var. klişe bunlar dostum)
- Kadir İnanır gay olablir (sanmam)
- Kadir İnanır oğlancı (ne diyosuuun!)
- Melih Ç... Kocaeli tel (arkadaşım bu aramayla nasıl geldin. nasıl yollardan geçtin. meraktan ölüyorum)
- Pandoranın kutusunda ne var (Olay halen gizemini koruyor. İçinin boş olduğuna dai bir söylenti var)
- Porno bakmak istiyorum (En doğal hakkın tabi ki ama böyle aramayla porno bulamazsın canım ya)
- Sasalı kuşlarının kaldığı yer (TOKİ toplu konut yaptı onlar için, orada kalıyorlar)
- Sex pornosu (Kafanda nasıl bir şey var anlat bana)
- Su altında sevişen lezbiyenler (Su üstündekilere doymuş değişiklik arıyor)
- Üzerimde olan bir şey (Sen bilmiyorsan google nerden bilsin bacım)
- Vampir lezbiyenler sevişiyor (Bir lezbiyen arkadaşım bana anlatsın. böyle bir fantezi mi var, nedir? Volume bir'e de damgasını vurmuştu bu vampir lezbiyenler. Korkuyorum ya!)

Merak etmeye devam edin!

Volume bir'i de okumak isteyenler için: Ne aradım ne buldum

March 20, 2012

Bir nikahtan bir nikaha

Geçtiğimiz hafta bir nikah turizmi yaptım. Altı gün arayla evlenen çok sevdiğim iki arkadaşımın nikahı için Ankara'daydım. Bir nikahtan bir nikaha beklerken de Ankara'nın tadını çıkardım demek isterdim ama Ankara'da afakanlar bastı ne yalan söyleyeyim. Pek bir kapalıydı hava. Arkadaşlar olmasa hiç çekilir gibi değildi. Neyse bunu bırakalım nikah denilen şu olaydan bahsedelim biraz.

Nikah, iki kişinin evliliklerini belgeleyen yasal işlem kısaca. Dolayısıyla bu yasal işlem için evlenmek isteyen iki kişi, iki şahit, bir de nikah memuru yeterli. Ancak nikahlar sizin de bildiğiniz üzere bir sürü davetlinin de gözü önünde kıyılır. Sahi nikah neden "kıyılır"? (etimologlar bir el atıverin şuna) Nikah kelimesi Farsça kökenliymiş, anlamı da "birine bakma, gözetme, bakımını üstlenme" imiş. Demek ki o yüzden erkekler kadınları nikahlarına alıyorlar. Şükür ki benim iki arkadaşımın da gözetilmesine, bakımlarının üstlenilmesine ihtiyaçları yok. İşte bu kamuya açık nikahla nevi ailelerin, akrabaların, konu komşunun, arkadaşların da gözleriyle şahit olmaları sağlanır böylelikle. Ancak biz buna mutluluğun paylaşılması diyelim ki anlamındaki bu soğukluktan kurtaralım.

December 25, 2011

Wish List

Yılın son günleri yaklaşınca insan ister istemez durup bir düşünüyor nasıl geçti bu sene diye. Genelde verilen ilk cevap da "çabuk" oluyor. Çabuk mu geçti gerçekten bilmiyorum ama bildiğim benim için farklı bir yıl olduğu. Malum İzmir'e taşındığım için 2011'e de yeni evimde hoşgeldin dedim. Pencereden dışarıya bakmaya henüz doyamadığım günlerdi o günler. Eh insanın ilk kez deniz gören bir evi olunca haliyle böyle oluyor. Ama insan çabuk alışıyor her şeye. Daha seneyi kapatmadan pencereden dışarıya nadiren bakmaya başladım bile. İzmir'e de alıştım, her şeyin çok ağırdan ilerliyor olması da ilk başlardaki kadar canımı sıkmıyor artık. Merdivenlere alıştım, yazın sıcağına da, kışın tek bir odada ısınmaya da. 

Yılın ilk aylarında bir sürü terslik yakamı bırakmamıştı. Yıla kötü başlamıştım ama neyse ki sonradan durdu terslikler de bir rahat nefes aldım. Bu yıla dair diğer hayıflandığım şey de yeterince seyahat edememiş olmak. Bir yandan da iyi geldi aslında bu mola. Hele şu an içinde bulunduğum oda tüm yıl boyunca en huzurlu mekanım oldu. Zaten yılı bu odada geçirdim desem yeridir. Bu odada ders çalışması, kitap okuması, müzik dinlemesi çok hoşuma gidiyor. (Tek bu odayı kiralasam da olurmuş yani )

October 3, 2011

Ne aradım ne buldum

Blogger kullananlar bilir, bir arama motoru vasıtasıyla blogunuza gelenlerin hangi kelimeleri aratarak size geldiğini görebilirsiniz. Blogger top 10 listesini gösteriyor ama ben Temmuz ayından bu yana google analytics de kullandığım için kimin neyi aratarak benim bloguma yolunun düştüğünü görüyorum ve bazen gerçekten çok gülüyorum.

Google'ın dili olsa da konuşsa, kimbilir ne arama hikayeleri anlatırdı bize. Google'ın dili yoksa benim var! İşte size araştırmacı ve de meraklı Türkiye insanının arama motoruna sorduklarından bir demet.

- 12 tane 3 üncü sınıf kitapları oku (Anıl'ın üçüncü sınıf kadın kitabı ile ilgili yazıya gelir!)
- Avcılarda beraber olmak isteyen gayler ( teknoloji o kadar gelişmedi sanırsam)
- Çekici seksi kadınlar pornosu ( allah allah!)
- Eş cinsel çıplak kadınlar 
- Eşcinsel kadınlar görüntüleri
- Eşcinsellerin özellikleri (kullanmadan önce iyice çalkalayınız)
- Gay erkek karısıyla yatmak için hap kullanıyo (bu aramadan çok ispiyonlamaya benziyor!)
- Gay erkek çıblak resimleri (bir thumblr mi açsam acaba? )
- Hollanda eşcinselliğin normal görülmesi sakıncaları (ben de merak ettim ne buldu sonunda)
- Kadın kocasını cinsel açıdan nasıl baştan çıkarır (bilsem söylerdim valla n'olacak!)
- Kadir İnanır gay sex (var mıymış ki?)
- Kadir İnanır ile ünlü kadınların pornosu ( gey yoksa kadınlarla olsa da olur. Maksat küçük Kadir'i görmek)
- Lezbiyenlikle ilgili kıssalar 
- Oğlancılık yaşları (ilginç)
- Plajlarda soyunma kabini görüntüleri (Hangi yazıya geldiğini gerçekten merak etmekteyim)
- Sapık eşcinsellerin pornosu ( yorumsuz)
- Ergenlik döneminde eşcinsel ilişkiye girdim (Ben de girdim bişey olmadı)
- Şok gazetesinin seksi fotoğrafını gör
- Vampir lezbiyenler (True Blood sonrası merak)
- Hayvanlarla cinselliye girenler 
- yaşlı erkek ve genç erkek arasındaki homoseksüel ilişki (aşkın yaşı yoktur dostum)     
- Menem bir şeymişsin (öyle miyim?)
- Nadir bizi (diskoya götür :P)

Meraklı günler sevgili okurlar :))) 

August 11, 2011

1 - 11 - 21 - 27 - 46 - 48

Yok Lost falan olmadım ama Lost'taki Hurley kadar da şanslı değildim. Tam on yıl önce bugündü. Bugün günlerden cumartesiydi o zaman. 2 hafta önce 26 yaşını doldurmuş geeencecik bir adamdım. Bir kaç hafatalığına tatildeydim, epey sıcak bir Ayvalık günüydü o gün. Benim için önemi ise o günün, şansımın dönmesine ramak kalmış olmasıydı. 

Sarımsaklı'ya denize giderken Ayvalık meydanının arkasındaki küçük büfenin önünde durduk, alelacele arabadan indim ve bir koşu gidip tam kolon sayısal loto oynadım. Her hafta yaptığım gibi. Kuponu salı gününe kadar katlı bir şekilde duracağı cüzdanıma yerleştirdim. Sonra kumlara uzandım, denize girdim, biraz müzik dinledim, tostumu yedim, kolamı içtim, birazcık daha bronzlaştım, gereksiz muhabbetler ettim arkadaşlarımla o sıradan günde. Oysaki o gün benim hayatımın değiştiği gün olabilirdi. Nasıl mı? 

July 28, 2011

Sadece 365 günden 1’i (mi?)

35 yıl 2 ay önce
Evet malumunuz bugün benim doğum günüm. Nasılsa bir çoğunuz facebooktaki sayfanızın sağ tarafında bugün benim doğum günüm olduğunu görüyorsunuz. O halde doğum günümde böyle bir yazı paylaşmamın da bir mahsuru yok.
Geleyim sorunun cevabına: elbette ki hayır! 365 günden 1'i değil bugün! Biliyorum kimileriniz gayet cool bir şekilde “elbette öyle, ne önemi var” diyorsunuz. Siz de haklı olabilirsiniz ama bugün benim doğum günüm olduğu için ben daha haklıyım. Şimdi diyeceksiniz ki dünya üzerinde kim bilir kaç kişi bugünü kendine özelmiş gibi kutluyor. Ben söyleyeyim hemen. Ortalama bir hesapla 19-20 milyon kişi. Şimdi gerçekten de 20 milyon kişinin birden kendi doğum günü olarak kutsadığı/kutladığı bugün ne kadar bana özel olabilir?

July 18, 2011

Bir ben ve sekiz kedi

Oğluş'umu biliyorsunuz. Yaklaşık 1,5 yıldır birlikte yaşıyoruz. İzmir'e taşındıktan 3 ay sonra da Missy önümüze atladı sokakta. Biz de bu pek bir sevimli, pek bir cana yakın kediyi sokaktan kurtaralım deyip aldık eve. Nereden bilirdik ki daha 2-3 gün öncesinde hamile kaldığını. Evet tam da 2-3 gün önce hamile kalmış doğum yaptığı günden geriye doğru saydığımızda. Velhasıl 2 yetişkin iki yavru kedi olmak üzere 9 kişi olduk evde.

O ne heyecanlı, o ne güzel bir geceydi! Missy'nin yavrularının her biri elimize doğdu. Bendeki panik görülmeye değerdi. Missy altı tane doğururken be dokuz doğurdum resmen. Ha emdiler, ha gözlerini açtılar, ha yaşayacaklar mı derken 45 günlük birer yaramazlık makinesine dönüştüler. Aralıksız 45 günüm onlarla ilgilenmekle geçti, tabi Missy ve Oğluş ile de. Missy'nin beslenmesine ayrı bir özen gösterdim. O kadar yavruya ya sütü yetişmezse diye hop oturup hop kalktım. Ama yetişti, halen de emziriyor ama yavrular artık kuru mama da yemeye başladılar. Ona rağmen annelerinin memelerine asılmaktan vazgeçmediler. Missy arada sıkılıp kaçıyor onlardan. Mutfak tezgahının lavabosunda yatıyor.

Bunlar analarının dizinin dibinde yatarlarken pek iyiydi. Benim onlar için koşturmam gerekmiyordu. sadece endişeleniyordum iyiler mi, iyi besleniyorlar mı diye. Şimdi ise elimde vileda bir banyo, bir koridor dolaşmaktayım. Çünkü buldukları her bir yana işiyor veletler. Küçük, onların çıkabileceği yükseklikte bir tuvalet ayarladım onlara. İçine de birazcık kum koydum. İlk bir kaç gün kumu yediler sadece. Sonra içlerinden biri akıl edip de işeyince diğerleri de onu yapmaya başladı. Şimdi hepsi kakalarını o kuma yapıyorlar ama çişleri geldiği anda neredelerse oraya salıveriyorlar. Ben de peşlerinden viledalayıp duruyorum.

Evde sekiz kedi çok fazla biliyorum, bu zorluğu yaşıyorum ama elimde olsa, bu küçük dairede yaşamıyor olsam ve gelirim iyi olsa, vermezdim onları kimselere. elime doğdular benim. Öyle alıştım ki onlara nasıl ayrılacağım bilmiyorum. Yakın bir zamanda birer birer gidecekler. Acaba birer birer giderken onlar geride kalanlar onların yokluğunu hissedecek mi? Ya da anneleri? Ben hissedeceğim kesin. Bol bol fotoğraflarını çektim onlara bakar bakar dururum artık.

Bunu görmek lazım anlatmak yetmez... Yani onların evin dört bir köşesinde koşturmalarını, hoplayıp zıplamalarını, birbirileriyle boğuşmalarını, buldukları her şeyi kemirmeye çalışmalarını, tırmanma tahtasını paylaşamayışlarını, gözümün içine meraklı meraklı bakışlarını, yorgun bitap düşünce bazen kuytu bir köşede bazen kapı önünde üst üste yığılıp uyumalarını...

Yoruldum ama bir o kadar da mutluyum.

45 günden çıkardığım dersler:
- Meğer ben ne sabırlıymışım!
- Annelik başka bişi ya. Kedi de olsa insan da olsa...
- Yaramaz kedi kendini daha iki günlükken bile belli eder.
- 6 kediye bir tırmanma tahtası yetmez.
- 8 kediye de 1 görevli yetmez! 

November 20, 2010

Sarı Tebessüm

Neredeyse kaçıracaktım bu sonbaharı. Son anda kafama dank etti de kaldırıp bilgisayardan başımı attım kendimi dışarı. İyi ki de atmışım. Şunun şurasında evden en fazla bir bilemedin bir buçuk kilometre öteye gitmişimdir ama bırakın evi Ankara'dan çok uzakta hissettim kendimi. Ankara'nın göbeğindeki Seğmenler Parkı'na gittim oysa. Hemen yukarıdaki yoldan vızır vızır arabalar geçiyordu ama duymadım seslerini. Kimbilir belki o kadar ses yoktu ya da sonbaharın sessizliği örtmüştü onların sesini. Bayramdan olsa gerek kimseler de yoktu etrafta, elimde sevgili fotoğraf makinamla kaptırdık kendimizi renklerin güzelliğine. Şimdi uzun uzun o sarının kahverenginin binbir tonunu, o binbir tonun masalsı güzelliğini anlatmayacağım ama kendimizi kaptırmış vaziyette, güzel bir kadraj yakalamak uğruna yerlerdeki yaprakların üzerinde şekilden şekile girmek, uzanmak, oturmak inanılmaz keyif verdi bana. Babasıyla yakınımdan geçen küçük kızın meraklı bakışlarından ziyade babasının "ne yapıyor bu deli" diyen bakışları gülümsetti beni daha çok. Küçük kız bir an durup izlerken beni babası çekip uzaklaştırdı hemen kızını "deli"nin yanından. Herhalde bundan sonra o küçük kız için de yerde fotoğraf çekmeye çalışan sakallı bir adam yanından hızla uzaklaşılacaklar kategorisine girmiştir.

Neyse sonbahar'a dönelim biz. Sonbaharı çok severim ben. Güz de diyor bazıları ona ama ben çok hüzünlü bulduğum için o kelimeyi sonbahar demeyi tercih ediyorum -sanki sonbahar daha az hüzün içeriyormuş gibi- ve öyle sesleniyorum kendisine zaman zaman yazdığım yazılarda ve şiirlerde. Sonbahara dair hüzünsüz an(ı)larım da var benim, o yüzden hüzne hapsetmek hep hem ayıp olur kendisine hem de haksızlık.

Sonbahardı ben Ankara taşındığımda, tam 12 sene önceydi. Geldiğimde yeni yeni sararmaya başlamıştı yapraklar, henüz yerlerde değillerdi.Ben şehri tanırken yapraklar düşmeye başladı birer birer. Her girdiğim sokakta bir yaprak düştü önüme. Her bir sokak sonbaharın ayrı bir rengiyle sindi içime. Kimbilir belki Ankara'yı ben sonbaharla sevdim, sonbahar sayesinde deyim yerindeyse. Şimdi hatırlayamıyorum önceden de bu kadar sever miydim sonbaharı. Sevmezdim sanırım, daha doğrusu özel bir anlamı yoktu bu mevsimin çünkü bizim oralarda sonbahar olmazdı çok. Yazdan kışa geçilirdi, kış denirse adına. Bir de çam ve zeytin ağaçlarının yoğunluğundan olsa gerek, yeşil hiç bırakmazdı yerini sarıya. O yüzden benim sonbahar aşkım Ankara'da başladı.

O gün çocuklar gibi mutluydum sonbaharı fotoğraflarken. Ağaçların altında oturdum, yapraklara dokundum. Kahverengiyle sarının birbirine ne çok yakıştığını düşündüm. Ankara'dan uzaktaymışım gibi hissettiğim için Ankara'yı da düşündüm. Ankara'da sonbaharı düşündüm. Ankara'da sonbaharı özleyeceğimi düşündüm. Olsun dedim kendi kendime Ankara'ya gelmek için bir bahanem olur dedim, gülümsedim. Çünkü gideceğim şehirde sonbahar yok dediler. Ben de sonbahar aşkımı gidermek için Ankara'ya geleceğim ve sarı tonunda tebessüm edeceğim.


November 1, 2010

Oğluş İzmir'e taşındı!

Bugün zahmetli ve yorucu bir yolculuktan sonra İzmir'e vardık Oğluşla. Yolculuk boyunca ikimizde rahat etsin diye evden çıkmadan önce ilaç verdim ama dozu kaçırmaktan korktuğum için gereğinden az verdim sanırım ki cin gibiydi yol boyunca. Yine de sağolsun oldukça sessizdi kafesinde kaldığı yaklaşık 4 saat boyunca.

Uçağa da bindi benim oğluşum bu arada, bilet bile kestiler ona :)  Sonunda sağ salim Bahadır'ın eve geldik. Yani oğluş benden önce İzmir'e taşınmış oldu.
Şimdi evde bir sürü hemcinsiyle karşılaşmanın vermiş olduğu travmayı yaşıyor. Oldukça stresli. Daha önce hiç böyle görmemiştim, bu kadar asabi, bu kadar gergin. Bana bile tıslıyor! Sakinleştirmek için başını okşayayım dedim beni de pençeledi! meğer kavga etmeyi de bilirmiş Oğluş...

Şimdi o İzmir'li, darısı pek yakında benim başıma :)

May 23, 2010

Hoşgeldin Oğluş

bugün Oğluş'umla geçirdiğimiz ilk gündü. dün akşam geldi yeni evine. henüz 55 günlük. Doğum tarihi 28 Mart. Dün oldukça sakin görünüyordu onu aldığım pet shop'ta diğer arkadaşlarıyla beraberken. veterinere gitmek üzere kutusuna koyduğumda ağlamaya başladı, eve gelene kadar sürdü bu. eve gelip de kutusundan çıkarınca hemen koşup ilk bulduğu yere saklandı. biraz ürkek benim oğluş'um, sese karşı çok hassas. Benden de kaçıyor zaman zaman. bügün evin farklı bölümlerine de gitmeye başladı, evi tanımaya çalışıyor. küçük odayı ona verdim, yatağı da yemeği, suyu da orada. tuvaletini de nereye yapması gerektiğini öğrendi şimdiden. zeki benim oğluş'um. Oğluş'um diyorum ona bir isim bulana kadar ama bir yandan da Oğluş'um demek hoşuma gidiyor, büyük ihtimal adı bu olacak.
Şimdiden belli oldu ortadan kaybolduğunda nereye bakacağım. ya koltuğun altında ya da arkasındadır ya da kitaplığın arkasında.  bugün uzun uzun oyun oynadık birlikte. kendi kendine de oynadı bir süre ama sonra koltuğun arkasına gidip bekliyor ben koltuğa gelene kadar. bir nevi ilgi istediğini anlatıyor gibi geldi bana koltuğun arkasına kaçıp orada bekleyerek.çünkü ben koltuğun üzerine gelince hemen o da çıkıyor koltuğun altından ve yanıma geliyor. benim kolumun ya da göğsümün üzerinde uyumaya bayılıyor. bugün iki kez beraber uyuduk zaten. Dün gece oldukça sessizdi, sabah beni görünce miyavlaaya başladı. dün geceye nazaran daha az miyavladı bugün. sanırım eve alışmaya başlıyor bir de bana.
şu anda kolumun üzerine kafasını koymuş, vücudunun yarısı koltuğun üzerinde, kolunun biri de göğsüme uzanmış şekilde uyuyor. ben de bu yazıyı yazıyorum onu uyandırmamaya çalışarak :)
İyi ki geldin be Oğluş'um... :)

March 23, 2010

Nil ile 312 Arena’da bir gece


Eski Ankapol sineması yeni 312 Arena olmuş, güzel de olmuş olmasına ama bir zamanlar vizyon filmlerini son dönemlerinde de festival filmlerini keyifle izlediğim bir sinemanın daha mazinin sayfalarında yerini almış olması biraz hüzünlendirdi beni. Eskiden Ankapol sinemasının tam karşısındaki küçük tekel bayii benimdi. Hevesle devir aldığım ama daha yılını bile tamamlayamadan deli gibi sıkıldığım o küçücük dükkandan birkaç saatliğine de olsa kaçış noktamdı benim Ankapol sineması. O dönemlerdeki tek sosyal etkinliğimdi zira dükkandan uzun süreli uzaklaşamıyordum.

March 18, 2010

Alice Tim Burton’ın Harikalar Diyarında


























Tim Burton gibi hayal gücü herhangi bir kelime ile ifade edilemeyecek kadar geniş bir yönetmen ile yine alabildiğine fantastik ve hayal gücü sınırlarını zorlayan bir hikaye olan Alice Harikalar Diyarında kitabı bir araya geldiğinde ortaya çıkan bir filmin nasıl olacağını merak etmeyeniniz yoktur herhalde. Ben de uzun zamandır vizyona girmesini bekliyordum bu filmin. Vizyona girdiğinin ikinci haftasında da gidip izleme şansı buldum. Tabi ki bu kadar görsel şölen vaadinde bulunan – bulunmasa bile bu yönde beklenti yaratan- bir film son dönemlerde oldukça popüler olan 3D avantajını kullanmaktan geri kalır mı? Tim Burton da kalmamış ama öyle çok da ahım şahım bir üç boyut olmamış açıkçası. Olmasa da olurmuş, hem burnum sızlamadan izlerken belki daha da fazla keyif alırdım.

September 18, 2009

Lady Gaga


Lady Gaga: “ben eşcinselim, şovum eşcinsel, hayranlarım eşcinsel”


Lady Gaga ismini hepiniz duymuşsunuzdur, ben de duydum birkaç kez, birkaç şarkısını da dinledim. Ama Lady Gagayı tam olarak fark etmem geçen hafta gerçekleştirilen MTV müzik ödülleri sırasında oldu. Lady Gaga bu yıl en iyi yeni şarkıcı ödülünü aldı, en iyi yeni şarkıcı ödülünü Eminem’in elinden almak üzere sahneye çıktı, ödülünü alıp havaya kaldırdı ve “tanrı ve eşcinseller için” dedi.


Hemen gözüm homofobikliği ile ünlü Eminem’e kaydı. Yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Gaga bunu özellikle mi yaptı bilinmez ama oldukça güzel bir andı ve tam yerindeydi tabiri caizse.


Hemen Google amcaya sordum Lady Gaga’yı, birçok İngilizce sitede “for God and gays” cümlesi ile karşılaştım ama bizim medya Lady gaga’nın sadece kıyafetleriyle ilgilenmiş olacak ki bu cümlenin geçtiği bir haber bulamadım. Okumaya devam ettiğimde gaga ile ilgili haberleri, eşcinsellik ile ilgili söylemlerinin çokluğu dikkatimi çekti.


Rolling Stone dergisine verdiği bir ropörtajda Şarkıcı Lady Gaga biseksüel olmasından dolayı erkek arkadaşının gösterdiği tepkiler yüzünden hayal kırıklığına uğradığını söyledi.
Dergiye, "Kadınlardan hoşlandığım için hepsi korkuya kapıldı" dedi.


"Onları rahatsız ediyor", "Grup sekse ihtiyacım yok, ben tek seninle mutluyum" modundalar, diye ekledi. Fakat şu zamana kadar hiç bir kadına âşık olmadığını söylüyor.


Yine Kanye West ile birlikte çıkacakları turne öncesi West’e, şovundaki eşcinsellik temasını kabul etmesi gerektiğini söyledi.


Out dergisine konuşan Gaga, ekim ayında gerçekleştireceği turun eşcinsel hayranları için önemli olduğunu ve bir nevi onlarla buluşma turnesi olacağını belirtti.


Lady Gaga, Kenya West’e “birlikte bir şey yapmaya karar vermeden önce açıkça belirtmek istiyorum: ben geyim, benim müziğim de şovum da gey ve bunların gey olmasını çok seviyorum. Gey hayranlarımı çok seviyorum” dedi.


Gaga ropörtajda, eşcinsel kültürünün kendi çalışmalarını nasıl şekillendirdiğinin altını çizdi.
“Beni popülerliğe taşıyan eşcinsellerdi. Ben kendimi onlara adadım, onlar da bana. Bugün bulunduğum yerde olmamın nedeni eşcinseller. Gay kültürünü ana akıma ve popülerliğin içine katmayı çok istiyorum. Bu benim için gizli olması gereken bir şey değil. Bu nedenle şaka mahiyetinde de olsa gerçek motivasyonun bütün dünyayı gay yapmaktan geçtiğini söylüyorum.” dedi.


Geçtiğimiz günlerde de Lady Gaga’nın çift cinsiyetli olup olmadığı tartışma konusu olmuştu. İlginç kıyafetleri, farklı şovları ve çıkışları ile Lady Gaga kendinden daha çok söz ettireceğe benziyor.

August 2, 2009

Madonna müzik kariyerini "kutluyor"


Şimdiye kadar 37 adet Top-10 şarkı ve 7 adet 1 numaraya yerleşen albüm çıkaran Madonna hayranlarına müzik kariyerini “kutlama” şansı veriyor. Madonna’nın “Celebration” adını verdiği yeni best of albümünü 28 Eylül’de piyasaya çıkıyor.


Eski ve yeni şarkılar birarada dinleyenlerine sunulacak. “Everybody”, “Express Yourself”, “Vogue”, “4 Minutes” gibi hitlerinin yer aldığı 2CD’lik bir albümün yanında bir de DVD çıkarılması düşünülüyor. Bu DVD’de en iyi video klipleri ile birlikte daha önce hiçbir DVD de yer almayan klipler olacak.


“Celebration” New York’ta çok kısa bir süre önce kaydı yapılan iki adet de yeni şarkı içeriyor. İlk yeni şarkı albümle aynı adı taşıyor “Celebration”. Ünlü DJ Paul Oakenfold ile Madonna’nın birlikte yazdığı şarkı 3 Ağustos’ta bir single olarak raflardaki yerini alacak.


Aynı zamanda single için Milan’da çekilen klip de DVD olarak piyasaya sürülecek. Klip daha önce Ray of Light’ın klibini de çeken Jonas Akerlund tarafından çekildi. Celebration’un çeşitli club remixleri 24 Temmuz’da clublarda çalınmaya başladı.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Paylaş