April 27, 2014

Yesil ülke Polonya

Polonya "top destination" listelerinde pek yer almıyor, mutlaka görülmesi gereken ülkeler içinde de sayılmıyor, en azından bizim ülkemizde öyle. Ben Türkiye'den Polonya'ya tatile giden duymadım mesela, genelde iş için ya da okul için gidenler gitmişken bir de geziyorlar. Sanırım bunda Türkiye'den Polonya'ya uçak biletlerinin pahalı olmasının etkisi büyük. Üstelik yalnızca Varşova'ya uçuş var İstanbul'dan, THY ve bir de LOT (Polonya havayolları) ortaklaşa uçuş gerçekleştiriyor THY ile. Haliyle en uzak Avrupa uçuşundan bile pahalı uçuşlar. Bu yüzden genellikle Berlin'e uçup oradan Polonya'ya geçme eğilimi var.

Ben de Bahadır'ın erasmus öğrenciliği vesilesiyle gittim ilk kez Polonya'ya, şubat ayında. Geçtiğimiz günlerde de yarısı iş yarısı tatil olmak üzere bir hafta geçirdim. İlk gidişimde doğrudan Bydgoszcz'a (Bidgoş diye okunuyor) geçmiştik Berlin'den. Berlin'den Polonya'ya geçmenin üç yolu var:
Birincisi tren ile -ki biraz pahalı tren bileti (yaklaşık 50 € idi Berlin Bydgoszcz arası)
İkinci yol otobüs ile, Euroline isimli bir otobüs firması var, tren biletiyle neredeyse aynı. Bir de Polonya'nın Polskibus isimli bir firması var, onun fiyatı daha uygun ancak doğrudan Bydgoszcz'a yok otobüs, Poznan'dan aktarma yapmak gerekiyor. Ancak dikkat edilmesi gereken şey Bydgoszcz-Poznan arası çalışan Polskibus'un varış noktası ile Poznan-Berlin otobüsünün kalkış noktası birbirinden farklı yerlerde. Ülke içinde Polskibus gayet kullanışlı ve şehirlerarası çalışan diğer otobüslere kıyasla çok daha konforlu, wireless internet de var. Biletler internet üzerinden alınabiliyor, ayrıca bileti bastırmanız gerekmiyor, cep telefonunuza gelen emaili göstermeniz yeterli. (www.polskibus.com) 
Üçüncü yol ise araba paylaşımı. Avrupa'da çok yaygın kullanılan bir ulaşım sistemi, üstelik trenden kat be kat ucuza geliyor. İnternette car sharing yazdığınızda bir kaç site bulabilirsiniz. Biz üçüncü yolu denedik bir arkadaşımızın tavsiyesi ve bize ettiği yardım sayesinde. Kişi başı 14 € ödeyerek Berlin'den Bydgoszcz'a yaklaşık 5 saatlik bir yolculuk sonrası ulaştık. Gayet ekonomik ve hızlı bir yoldu.

March 25, 2014

Günahtan Hastalıga Escinselligin Seyri*

Eşcinsellik kelimesi 1892 yılında Charles Gilbert Chaddock tarafından İngilizce’ye sokulmadan (Halperin, 2001:37) önce erkeklerin erkeklere ya da kadınların kadınlara duydukları arzu, aşk ve cinsel istek ancak hemcins arzu olarak nitelendirilmiştir. Nitekim Robert Padgug, “heteroseksüel ve eşcinsel davranışlar evrensel olabilir; eşcinsel ve heteroseksüel kimlik ve bilinç modern gerçekliklerdir” diyerek eşcinsellik teriminin türetildiği ve kullanılmaya başlandığı zamandan önceki hemcinse duyulan arzunun ve pratiklerin bugünün terimleriyle anlamlandırılmasının yanlış olduğunun altını çizmektedir (2001:59). Padgug ayrıca şu anda bizim eşcinsellik dediğimiz olgunun kapitalizm öncesi toplumlarda insanları tanımlayan bir nitelikler bütünü olmak bir yana, bir davranışlar bütünü olarak bile görülmediğini söylemektedir (2001:58). Bu yüzden, şu anda bizim eşcinsellik olarak adlandırdığımız olguya karşılık gelen edimlerin anlamıyla, eski topluluklardaki edimlerin aynı anlama gelmeyebileceğini de hesaba katmak gerekmektedir. Bundan dolayı bir eşcinsellik tarihinden ziyade birbirlerine duygusal ve cinsel açıdan ilgi ve yakınlık duyan hemcinslerin tarih boyunca mevcudiyetlerinden bahsetmek daha yerinde olacaktır. Nitekim yapılan çeşitli arkeolojik kazılar sonucu yaşamlarına dair bir çok fikir edindiğimiz farklı topuluklarda bugün eşcinselik olarak adlandırdığımız edimlerin var olduğunu görmekteyiz.

Bu durumun günümüze ulaşmış en iyi kanıtları Byrne Fone’un da söylediği gibi Antik Yunan toplumunda kendisini göstermektedir (1998:11). Ancak eşcinselliğin tarihi dendiğinde akla ilk gelen topluluklardan birisi olan Antik Yunan topluluğunda kabul gören eşcinsellikten bahsederken dikkat etmemiz gereken nokta, buradaki eşcinselliğin yetişkin erkek ile genç erkek arasındaki cinsellik olduğudur. Oğlancılık, Yunanlılarda topluma kabul edilme kurallarından birisidir. İyi bir vatandaş örneği olan yetişkin erastes[1]’in spermleri yoluyla pais[2]’e erkeklik aktarması oğlanın iyi bir baba, iyi bir vatandaş haline gelmesini sağladığı ve iyi bir vatandaş olarak yetişen oğlanın, ileride bir erastes, bir savaşçı, bir avcı olması için gerekli olduğu düşüncesinin bir ürünüdür (Gezgin 2010:222).

February 13, 2014

Rosin'in Ardından


Roşin Çiçek'in öldürülmesinin ardından babası ve iki amcası hakkında açılan ve 1,5 yıl süren davadan iki amcaya müebbet, babaya ise ağırlaştırılmış müebbet çıktı. 

Şimdi adalet yerini mi buldu?


Tıpkı kocasından şiddet gören kadınların polise gidip gidip evlerine geri yollanması gibi Roşin de kaçmaya çalıştıkça bu şiddetten evine geri gönderilmiş, babasına teslim edilmiş. Ne de olsa baba, döver de, söver de tıpkı koca gibi.

Anne de kaçmaya çalışmış bu şiddetten, çocuklarıyla birlikte. 

Ama erkek şiddeti bu, kaçmak öyle kolay değil, hele de erkekliğin mevkisinin namus ve şeref sözcükleriyle belirlendiği bir kültürden kaçmak hiç kolay değil.

Bugün, Milliyet gazetesinden Damla Yur'un haberi başka bir şeye dikkat çekti.

Bir yanda baba ve iki amca arasında suçu üstlenme pazarlığı, diğer yanda çaresizlikten oğluna yanmak yerine amcalarla pazarlığa girişip babayı suçu üstlenmesi için ikna çabası. 

Babayı yakmaya karar vermiş iki amca, "hepimiz yanacağına birimiz yansın" diyerek. Karşılığında anneye ev alma ve ömür boyu bakma sözü vererek. Anne "baba yaptı" diyecek.

Üç adam 17 yaşında bir çocuğun hayatını elinden alarak şereflerini temizlediler. İkisi kurtulur, biri yanar sandılar, bütün namus adına işlenen cinayetlerde olduğu gibi. Ama hesap tutmadı. Üçü birden yandı.

Oysa suçlu hepi topu bu üç kişi mi?  

Şeref üzerine kurulu koskocaman bir erkek kültürü var elimizde, o ne olacak?

Peki ya anne ne olacak? 

1,5 yıl boyunca çocuğuna lanetler okuyan, "onlar öldürmese ben öldürürdüm" diyen anne, herkesin gözünde korkunç bir kadına dönüşmedi mi? "Bu ne biçim bir anne" diye lanetler okunmadı mı?    

Oysa, anne bu, anne yüreği. Dili başka söyler, yüreği başka. 

Bundan sonra değişir mi annenin dili? Mümkün değil. Hayatındaki üç şerefli(!) erkek müebbet hapse çarptırılınca özgürleşir mi? Nasıl özgürleşsin ki! Geride hapse girenden daha fazla erkek ve erkek akıl var etrafında ve koruması gereken bir aile şerefi. Susar yine de. Belki ağlar içten içe. Kim bilir. 

Uzun lafın kısası; Roşin'i öldüren de, anneyi bu duruma düşüren de aynı erkek kültürü. 

Erkekler pazarlık yapar, kadınlar pazarlığa güçsüzlükleri üzerinden dahil edilir, olan bu şiddetten kaçmak için çırpınana olur. 

Ah be Roşin, olan sana oldu.


February 5, 2014

Dünyanın en "lgbt dostu" ülkeleri

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine yönelik tartışmalar uzun yıllardır sürerken dünyanın bazı ülkeleri LGBT bireyleri tanıma ve onları ayrımcılıktan koruma yolunda adımlar atmayı ve yasalar çıkarmayı gerekli görmüşlerdir. Bu yasalar cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği farklı olan bireylerin tüm vatandaşlara tanınan haklardan eşit bir şekilde faydalanmasını ve ayrımcılıklardan korunmalarını esas almaktadır. 

Bu listedeki ülkeler, hemcins evliliği ve çiftlerin evlat edinebilme hakkı ile eşcinsellere ve transseksüellere yönelik ayrımcılık karşıtı yasaların mevcudiyeti gibi kriterler doğrultusunda belirlenmiştir. 
    

Arjantin

2003 yılında Rio Negro ve City of Buenos Aires'te yürürlüğe giren yasayla hemcins çiftlere sivil birliktelik anlaşması imkanı veren eyaletlere 2007 yılında Villa Carloz Paz, 2009 yılında da Rio Cuarto katıldı. Arjantin’de hemcins evlilik 15 Temmuz 2010 yılında yasallaştı. Yürürlüğe giren bu yasayla birlikte hemcins çiftler evlat edinme hakkına da sahip oldular. Bunun dışında 2012 yılında yürürlüğe giren Cinsiyet kİmliği Yasası'yla transseksüellerin trans geçiş süreçlerindeki tüm masraflarının sağlık sigortası tarafından karşılanmasına ayrıca herhangi bir doktor ya da mahkeme kararına gerek olmadan kimlikteki cinsiyetlerini, isimlerini, fotoğraflarını değiştirme hakkı tanındı.


January 31, 2014

Sessizlik



Kar hep sessizlikle anılır,
oysa durup dinlesen
huzur veren güzel bir sesi vardır.

January 15, 2014

Bülent Ersoy, tesettür ve transfobi

Dün gece Bülent Ersoy'un kandil münasebetiyle tesettüre girdiği haberi twitter'da ekranıma düşünce twitter'ın cümbüşe dönüşeceğini az çok tahmin etmiştim. Gerçekten de Bülent Ersoy'un performansı gecenin bombası oldu, bugün de böylesi yoğun bir gündemin içinde kendine manşetlerde yer buldu. 
Bülent Ersoy tesettüre girmiş, ilahi okumuş. Eee? Kadın zaten dini inancı kuvvetli birisi, bunu her fırsatta dile getiriyor. Dün akşam da canı öyle istemiş ve tesettüre girmiş, kime ne? Samimi değilmiş. Kimin samimi olup kimin olmadığına karar vermek, samimiyet okuması yapmak bize mi kalmış? Hadi diyelim ki kaldı, işiniz gücünüz yok, herşeye yorumyapacak enerjiniz var ve Bülent Ersoy'un tesettürü de bundan nasibini almış olsun. Kaldı ki kimsenin başını kapatması başkasının tartışabileceği bir konu değildir ama hadi haddinizi bilmediğiniz için onu da yaptınız. Takıldığınız gerçekten Bülent Ersoy'un tesettürü mü yoksa onun cinsiyet kimliği mi? 

December 30, 2013

Failler ortada, ya adalet?

Çetele tutmaya, hele de yaşam hakları gasp edilen ve yaşamları ellerinden alınan insanların çetelesini tutmaya eli varmıyor insanın. Ancak tutmak gerekiyor, unutmamak için, unutturmamak için, ayrımcılık yasasına bizi dahil etmeyen, nefret suçlarını bir türlü tanımlamayan devletin suratına çarpmak için, kendisi yapmasa bile sessiz kalarak bu şiddeti ve nefreti onaylayan toplumun her bir ferdine kendi ellerinin de ne kadar kanlı ve kirli olduğunu göstermek için.
Biz eşcinseller, biseksüeller, transseksüeller bu yıl da bundan önceki yıllarda olduğu gibi fiziksel şiddete uğradık, gasp edildik, aşağılandık ve öldürüldük. Her şeye rağmen adalet bekledik ve elbette yine adalet göremedik. Homofobinin ve transfobinin nefret söylemine ve eylemine dönüştüğü bir yılı daha arkamızda bırakırken neler yaşamışız, nelere üzülmüşüz bir görelim istedim. Kimbilir belki homofobiye, transfobiye, nefret cinayetlerine karşı verdiğimiz mücadelede sesinizi bizimle yükseltmeye karar vermenize vesile olur. İşte bizim tarafımızdan 2013:   

November 17, 2013

Ötekinin Siyaseti

2014'te yapılacak yerel seçimlere aylar kaldı, 2015'te de genel seçimler var ve şu sıralar LGBTI (lezbiyen, gey, biseksüel, transgender, interseks) örgütler ve bireyler daha önce olmadığı kadarpolitika konuşuyor, siyasete nasıl dahil olabilecekleri, neleri talep edecekleri konusunda kafa yoruyorlar.  
Bu yönde bir süredir bir araya gelen İstanbul'daki LGBT örgütleri ile herhangi bir dernek ya da oluşuma dahil olmayan ancak cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularında çalışan, aktivizm yapan bireyler ortak bir platform kurdular: LGBT Siyasi Temsil ve Katılım Platformu. Bu platform siyasi talepleri ortak bir zeminde buluşturarak, bu taleplerin gözetilmesini, geliştirilmesini ve hayata geçirilmesini sağlamayı amaçlıyor. Bunun için de LGBT hareket ile siyasi partiler arasındaki işbirliğini arttırmayı, siyaset alanındaki homofobik ve transfobik söylemlerin son bulması ve LGBT'lerin karar mekanizmalarında temsilinin sağlanmasına yönelik çalışmalar yapmayı hedefliyor. Ayrıca eşcinsel, biseksüel, transseksüel bireyleri yerel ve genel seçimlerde aday olmaya teşvik ederek, doğrudan siyasetin içinde yer almaları için destek olmayı da hedefliyor.  

Gelinen bu nokta elbette Türkiye'de 1990'ların başlarından bu yana verilen özgürlük ve hak mücadelesinin bir başarısıdır. Gezi sürecinin de gelinen bu noktaya katkısı yadsınamaz. Zira bu süreç LGBT hareketin ve bireylerin görünürlüğünün ulaştığı doruk noktasıdır. Ancak Gezi öncesindeki 20 yıllık mücadeleyi göz ardı etmemek gerekir. Bu 20 yıllık mücadele sürecinde LGBT örgütler daha çok hak kazanımı temelinde çalışmalar yaparken siyasete çok da sıcak bakmadılar. Bu bence çok da yerinde bir stratejiydi. Aksi olsaydı, yani en baştan belirli bir siyasi ideoloji çevresinde bir eşcinsel hareket oluşturulmaya çalışılsaydı hareket bugünkü kadar güçlü olamayabilirdi. Elbette hareketin temel felsefelerinden olan ve en başından beri karşısında durduğu milliyetçilik, ırkçılık, militarizm, cinsiyetçilik, homofobi, transfobi gibi kavramlar hareketi belirli siyasi ideolojilerle uzlaşamaz kılsa da hareketin kendi içinde inanılmaz bir çeşitlilik barındırdığı da bir gerçek.
Bugün hareket artık yeterince olgunlaştı ve LGBTI'lerin bu saatten sonra farklı siyasi ideolojiler altında örgütlenmelerinin harekete zarardan ziyade yarar sağlayacağına inanıyorum. Farklı siyasi yapıların düşüncelerinin kırılması, cinsiyetçi, homofobik ve transfobik söylemlerinden kurtulmaları ve dönüşebilmeleri dışarıdan gelen taleplerden ziyade kendi içlerindeki eşcinsel, biseksüel, transseksüel bireylerin görünürlüğü, talepleri ile gerçekleşmesi daha olası. Bugün BDP, YSGP (Yeşiller ve Sol), HDP,CHP gibi bir çok siyasi kurum cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularını politikalarına ve söylemlerine dahil etmeye başladılar. Ben bunların gerçekleşmesinde LGBT örgütlerin yıllardır yürüttükleri çalışmalar kadar o siyasi oluşumların içinde yer alan LGBT bireylerin çabalarının da büyük katkısı olduğunu düşünüyorum.      
Şimdi artık LGBT örgütler ve bireyler bir araya gelip siyasette söz sahibi olmayı, siyasi partilerin tutumlarını ve görüşlerini değiştirmeyi düşünebiliyorlar ve hatta farklı siyasi partilerden belediye başkanlığı ya da belediye meclisleri için aday oluyorlarsa LGBT hareketin yeni bir safhasına geçildiğini söyleyebiliriz. Elbette bu çok yeni bir durum değil. Daha önce de,  1999 yılında ÖDP'den milletvekili adayı olan Demet Demir gibi siyasete girme mücadelesi veren insanlar oldu. Ancak bahsettiğim yeni safha bireysel iradenin yanında LGBT örgütlerinin de müdahil olduğu kollektif bir iradenin oluşmasıyla geçilen değerli bir safha.
Bu yeni safhada belki henüz açık kimliğiyle eşcinsel, biseksüel, transeksüel bir belediye başkanı ya da milletvekili göremeyeceğiz. Ancak bu yeni safhanın ilerleyen yıllarda bir eşcinsel belediye başkanı ya da transseksüel bir milletvekilinin seçilebilmesinin mümkün kılabilmek için gerekli siyasi ve sosyal zeminin oluşmasına imkan sağlayacağına inanıyorum.  
Türkiye'nin en ötekilerinden olan eşcinseller, biseksüeller, transseksüeller, yeni yeni konuşulmaya başlanan interseks bireyler emin adımlarla siyasetin içine doğru yol almaya başladılar. YSGP'nin, HDP'nin parti meclislerinde eşcinseller ve transseksüeller yerlerini aldı, pek yakında CHP'de de birilerinin görünür olacağını  söylemek hiç de kehanet sayılmaz. Nitekim CHP'den belediye meclis üyeliğine aday olan arkadaşlar olduğunu biliyorum. Bunun için CHP en azından bazı illerde bunun için çaba sarfediyor, LGBT örgütlerle birlikte çalışmak ve aday göstermek konusunda da oldukça istekliler. Her ne kadar CHP'nin mevcut duruşu ve bazı söylemleri LGBT hareketin savunduğu bazı değerlerle ?halen- çelişse de CHP'nin değişimi ve dönüşümünün önemli olduğunu düşünüyorum, nihayetinde halen bu ülkenin en büyük muhalefet partisi.
CHP ve LGBT konusu başka bir yazıya konu olabilir pekala. Benim demek istediğim  LGBT bireyler farklı siyasi partiler içinde görünür olmaya ve varlıklarını hissetirmeye başladılar. Partiler dışında da yazının başında sizlere tanıttığım LGBT Siyasi Temsil ve Katılım Platformu'nun ortaya koyduğu kollektif bir inisiyatif var. Bu noktada çeşitli partilere üye olan, hatta parti meclislerinde yer alan eşcinsel, biseksüel, transseksüel, interseks ve aynı zamanda bağımsız olarak aday olacak olan bireylerin LGBT Siyasi Temsil ve Katılım Platformu ile iletişim içinde olması, hatta birlikte hareket etmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. LGBT'lerin siyasi alanda var olabilmeleri ve taleplerini etkili bir şekilde dile getirebilmelerinin yolunun ortak bir dil tutturma ve ortak hedefler belirlemeden geçtiğine inanıyorum. Çünkü partilerin LGBT bireylerin oylarını toplama kaygısıyla birisini sırf cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliğinden ötürü ön plana çıkarma olasılıkları var. Ancak bana göre içinde bulunduğu siyasi partinin politikasını değiştirmek için mücadele etmeyecek bir eşcinsel ya da transseksüel kişinin o partinin X organında yer alması sembolik bir anlamdan öteye gitmeyecektir.
Bundan dolayıdır ki geleceğin eşcinsel, biseksüel, transseksüel belediye başkanları ve milletvekilleri için bugün doğru adımlar atılması gerekiyor. Savrulmadan, parçalanmadan, siyasi partilerin kendilerini pazarlamak için kullanacakları vitrin mankenlerine dönüşmeden sağlam ve net bir şekilde taleplerimizi belirlemek ve bu talepleri ortak bir dille sunmak temeli sağlam bir politika zemini oluşturmak için çok önemli.  LGBT hareket yolun zorunu aştı, görünür olmayı, kabul görmeyi, sesini duyurmayı başardı, şimdi hem hareket olarak hem de bireysel olarak yerel yönetimlerde söz sahibi olup yaşam alanlarının cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin de gözetilerek yeniden düzenlenmesi için bizzat içeriden politikalar üretme zamanı.
Bu yüzden olur da bir partiden ya da bağımsız olarak yerel yönetimlerin bir görevi için aday olmak isterseniz,  size destek olmak isteyen bir platform ve deneyimli LGBT örgütler var. Ben buradayım demeniz yeterli. 

November 13, 2013

Kızlı erkekli kalma konusunda kim, ne dedi?

fotoğraf: www.bobiler.com
Geçtiğimiz haftaya bir not düşmek lazım diye düşünüyorum. Çünkü ne de olsa tartışılabilecek en vahim konulardan birisi tartışılıyor günlerdir. Geçen haftanın başında başbakan tarafından sarf edilen abuk bir cümlenin ardından ülkenin gündeminin orta yerine oturan bir tartışma başladı. Siyasetçisinden, köşe yazarına, hukukçusundan, sokaktaki vatandaşa kadar herkes bulaştı bu tartışmaya. Önce gündemi değiştirmek için ortaya atılan bir olta sandık ama 24 saat geçmeden anladık ki öyle değil. Velhasıl 2013’ün sonlarına doğru konuştuğumuz konu “kız ve erkek öğrenciler aynı evde kalabilir mi kalamaz mı” konusu. Baş delimiz başbakan yalnız da değil üstelik, toplumun bir yarısı –bence fazlası- onunla aynı delilik halini paylaşırken, diğer kısmı da bu ipe sapa gelmez cümlelere ve akıl yürütememelere laf yetiştirmeye ve anlatmaya çalışırken delirdi. Sonuç itibariyle 2014’e 50 küsur gün kala cümleten balataları sıyırdık, hepimize geçmiş olsun.

November 8, 2013

Biz vatandas degil miyiz?

2013 yılına eşcinsellerin evlilik hakkı kazanımlarının yılı demek hiç de yanlış olmaz. Özellikle Amerika'da gündemi oldukça meşgul eden bir konu oldu ve birçok eyalet ardı ardına eşcinsel evlilikleri tanıdı. Peki gün gelecek biz de evlenebilecek miyiz?

Öncelikle belirtmem gerekir ki, "evlenmek" fiilini ne anlatmak istediğimi en kapsamlı şekilde ifade edecek bir kelime olduğu için seçtim. Yoksa, bir çok eşcinsel gibi benim de evlilik kurumunun mevcut heteroseksist kurgusuyla derdim var. Tabi ki yalnızca evlilik değil, evlilik kurumunun ortaya çıkardığı aile kurumu da kendisine yüklenen anlamı, yüceltilmişliği ve kutsiyeti ile baştan aşağıya sorunlu bir kurum. Feminist ve LGBT hareketin üzerinde hassasiyetle durduğu ve tartıştığı bu kurumlar/yapılar, yalnızca kadın ve erkek arasındaki ilişki üzerine kurulu olduğu ve bu ilişkiyi de ancak yasal bir zemine oturtulduğu ?evlilik- takdirde meşru saydığı için farklı birliktelik biçimlerini dışlayan, marjinalleştiren ve hatta hedef gösteren bir yapıya sahip. Evlilik kurumunun üzerindeki bu olumsuz anlamdan kurtulabilmesinin yolu da cinsiyetlerden bağımsız, herkesi ve her türlü birlikteliği kapsayan bir tanıma evrilmesinden geçiyor. Keza aile kurumunun da "anne, baba ve çocuklar" kalıbından sıyrılarak kendisini aile olarak gören/adlandıran herkesi kapsayacak şekilde değişmesi gerekiyor. Bu kadar köklü ve yerleşik bu kurumlar uzun ve meşakkatli bir mücadele ile ortadan kalkar mı kalkmaz mı bilemem ancak bu kurumların hali hazırdaki heteroseksüellik temelindeki kurgusunun bozulup mevcut eşitsizlik kısa vadede giderilebilir.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Paylaş