June 23, 2014

Ekmeleddin İhsanoglu'na mektup

Sayın Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, özellikle evrensel insan hakları, demokrasi ve her türlü ifade özgürlüğünü destekleyen biri olarak hatırlanmak istiyorsunuz ancak homofobinin evrensel bir mesele olmadığını düşünüyorsunuz. Peki nedir evrensellik sayın İhsanoğlu? Bir şeyi ne evrensel bir mesele yapar mesela sizce?
Misal bir grup dünyanın istisnasız her bir farklı yönetim şekliyle yönetilen devletinde az ya da çok ayrımcılığa maruz kalsa ve hatta bazı ülkelerde ölüm cezasına çarptırılsa ya da bazılarında onlarca yıl hapis yatsa ya da ne bileyim yine bir grup istisnasız bütün dinler tarafından hedef gösterilse ve günahkar olarak tanımlansa bu mesele evrensel olur muydu?

May 11, 2014

Avrupa'nın sakallı bir kadınla imtihanı

Duymayan kalmamıştır, dün akşam eurovision şarkı yarışmaasında Avusturya'yı temsil eden transeksüel şarkıcı Conchita Wurst açık ara farkla birinci oldu. Ben de dün akşam Conchita'nın kazanmasını arzu ederek izledim oylamayı ve Conchita'ya verilen her yüksek puanı sanki kendim almışım gibi heyecanlandıM.    Neydi Conchita'nın kazanmasını hem benim için hem de LGBTİ hareket için önemli kılan? Anlatayım.

Öncelikle Conchita kendisini cinsiyetsiz olarak tanımlayan ancak kendisinden bahsederken dişil zamirler kullanmayı tercih eden bir drag artist. Ancak buna ek olarak Conchita sakallı bir kadın. Yani transfobik ve homofobik bünyelerin tahammülünü biraz daha zorlayan bir görünüme sahip. çünkü kendisini bir kadın olarak  tanımlarken erkekliğin simgelerinden -ki belki de erkeğin elindeki en belirleyici erkeklik simgesi- biri olan sakalını da muhafaza ediyor. Conchita'nın bu kadınken sakalı da muhafaza ediyor olması haliyle erkek ve kadınları saç uzunluklarından, giyim kuşamlarına, oturma şekillerinden, konuşma tarzlarına kadar belirli kalıplar içine yerleştiren ve o sınırlardan çıkmamaları için denetleyen muhafazakar kesimleri oldukça rahatsız ediyor.

May 8, 2014

Hijra'lardan emniyet kemeri kampanyasına destek

Hindistan'da Hijra olarak adlandırılan trans kadınlar sürücüleri emniyet kemeri takmaları için uyaran bir kampanyanın reklam filminde yer almışlar. 

Hindistan'da Hijra'lar gizemli, tanrı tarafından dokunulmuş insanlar olarak görüldüklerinden yeni doğmuş çocukları ya da başka uğurlu/hayırlı sayılan işleri kutsamak üzere halk tarafından etkinliklere çağırılıyorlar. 

Bazı Hijra'lar da hayatlarını trafik kırmızı ışıkta durduğunda arabaların arasında dolaşıp isteyen insanları özel el çırpma hareketleriyle kutsayarak kazanıyorlar. Bir çeşit meslek gibi bu.

Bu reklam filminin teması da bu "kutsamak" üzerine zaten. Hijra'lar sürücülere emniyet kemerini nasıl kullanacaklarını hosteslerin uçak kurallarını anlattıkları gibi hareketlerle anlattıktan sonra sürücülerin ve yolcuların emniyet kemerlerini takmaları halinde kendilerini kutsayacaklarını/kendileri için dua edeceklerini söylüyorlar.

İnsanlar bu kampanyayı dikkate alıp emniyet kemeri takarlar mı bilmem ama çok kısa bir sürede youtube'da 1,5 milyondan fazla kişinin izlediğini düşünürsek oldukça dikkat çekici olmuş. 


Öte yandan transların yaşamlarının Hindistan'da çok rahat olmadığının, çoğu yerde olduğu gibi Hindistan'da bile marjinalleştirildiklerinin altını çizmek gerekiyor. Ancak yine de dini inanışlar gereği "özel" sayılmaları kendilerine saygı duyulmasını beraberinde getiriyor. 


April 27, 2014

Yesil ülke Polonya

Polonya "top destination" listelerinde pek yer almıyor, mutlaka görülmesi gereken ülkeler içinde de sayılmıyor, en azından bizim ülkemizde öyle. Ben Türkiye'den Polonya'ya tatile giden duymadım mesela, genelde iş için ya da okul için gidenler gitmişken bir de geziyorlar. Sanırım bunda Türkiye'den Polonya'ya uçak biletlerinin pahalı olmasının etkisi büyük. Üstelik yalnızca Varşova'ya uçuş var İstanbul'dan, THY ve bir de LOT (Polonya havayolları) ortaklaşa uçuş gerçekleştiriyor THY ile. Haliyle en uzak Avrupa uçuşundan bile pahalı uçuşlar. Bu yüzden genellikle Berlin'e uçup oradan Polonya'ya geçme eğilimi var.

Ben de Bahadır'ın erasmus öğrenciliği vesilesiyle gittim ilk kez Polonya'ya, şubat ayında. Geçtiğimiz günlerde de yarısı iş yarısı tatil olmak üzere bir hafta geçirdim. İlk gidişimde doğrudan Bydgoszcz'a (Bidgoş diye okunuyor) geçmiştik Berlin'den. Berlin'den Polonya'ya geçmenin üç yolu var:
Birincisi tren ile -ki biraz pahalı tren bileti (yaklaşık 50 € idi Berlin Bydgoszcz arası)
İkinci yol otobüs ile, Euroline isimli bir otobüs firması var, tren biletiyle neredeyse aynı. Bir de Polonya'nın Polskibus isimli bir firması var, onun fiyatı daha uygun ancak doğrudan Bydgoszcz'a yok otobüs, Poznan'dan aktarma yapmak gerekiyor. Ancak dikkat edilmesi gereken şey Bydgoszcz-Poznan arası çalışan Polskibus'un varış noktası ile Poznan-Berlin otobüsünün kalkış noktası birbirinden farklı yerlerde. Ülke içinde Polskibus gayet kullanışlı ve şehirlerarası çalışan diğer otobüslere kıyasla çok daha konforlu, wireless internet de var. Biletler internet üzerinden alınabiliyor, ayrıca bileti bastırmanız gerekmiyor, cep telefonunuza gelen emaili göstermeniz yeterli. (www.polskibus.com) 
Üçüncü yol ise araba paylaşımı. Avrupa'da çok yaygın kullanılan bir ulaşım sistemi, üstelik trenden kat be kat ucuza geliyor. İnternette car sharing yazdığınızda bir kaç site bulabilirsiniz. Biz üçüncü yolu denedik bir arkadaşımızın tavsiyesi ve bize ettiği yardım sayesinde. Kişi başı 14 € ödeyerek Berlin'den Bydgoszcz'a yaklaşık 5 saatlik bir yolculuk sonrası ulaştık. Gayet ekonomik ve hızlı bir yoldu.

March 25, 2014

Günahtan Hastalıga Escinselligin Seyri*

Eşcinsellik kelimesi 1892 yılında Charles Gilbert Chaddock tarafından İngilizce’ye sokulmadan (Halperin, 2001:37) önce erkeklerin erkeklere ya da kadınların kadınlara duydukları arzu, aşk ve cinsel istek ancak hemcins arzu olarak nitelendirilmiştir. Nitekim Robert Padgug, “heteroseksüel ve eşcinsel davranışlar evrensel olabilir; eşcinsel ve heteroseksüel kimlik ve bilinç modern gerçekliklerdir” diyerek eşcinsellik teriminin türetildiği ve kullanılmaya başlandığı zamandan önceki hemcinse duyulan arzunun ve pratiklerin bugünün terimleriyle anlamlandırılmasının yanlış olduğunun altını çizmektedir (2001:59). Padgug ayrıca şu anda bizim eşcinsellik dediğimiz olgunun kapitalizm öncesi toplumlarda insanları tanımlayan bir nitelikler bütünü olmak bir yana, bir davranışlar bütünü olarak bile görülmediğini söylemektedir (2001:58). Bu yüzden, şu anda bizim eşcinsellik olarak adlandırdığımız olguya karşılık gelen edimlerin anlamıyla, eski topluluklardaki edimlerin aynı anlama gelmeyebileceğini de hesaba katmak gerekmektedir. Bundan dolayı bir eşcinsellik tarihinden ziyade birbirlerine duygusal ve cinsel açıdan ilgi ve yakınlık duyan hemcinslerin tarih boyunca mevcudiyetlerinden bahsetmek daha yerinde olacaktır. Nitekim yapılan çeşitli arkeolojik kazılar sonucu yaşamlarına dair bir çok fikir edindiğimiz farklı topuluklarda bugün eşcinselik olarak adlandırdığımız edimlerin var olduğunu görmekteyiz.

Bu durumun günümüze ulaşmış en iyi kanıtları Byrne Fone’un da söylediği gibi Antik Yunan toplumunda kendisini göstermektedir (1998:11). Ancak eşcinselliğin tarihi dendiğinde akla ilk gelen topluluklardan birisi olan Antik Yunan topluluğunda kabul gören eşcinsellikten bahsederken dikkat etmemiz gereken nokta, buradaki eşcinselliğin yetişkin erkek ile genç erkek arasındaki cinsellik olduğudur. Oğlancılık, Yunanlılarda topluma kabul edilme kurallarından birisidir. İyi bir vatandaş örneği olan yetişkin erastes[1]’in spermleri yoluyla pais[2]’e erkeklik aktarması oğlanın iyi bir baba, iyi bir vatandaş haline gelmesini sağladığı ve iyi bir vatandaş olarak yetişen oğlanın, ileride bir erastes, bir savaşçı, bir avcı olması için gerekli olduğu düşüncesinin bir ürünüdür (Gezgin 2010:222).

February 13, 2014

Rosin'in Ardından


Roşin Çiçek'in öldürülmesinin ardından babası ve iki amcası hakkında açılan ve 1,5 yıl süren davadan iki amcaya müebbet, babaya ise ağırlaştırılmış müebbet çıktı. 

Şimdi adalet yerini mi buldu?


Tıpkı kocasından şiddet gören kadınların polise gidip gidip evlerine geri yollanması gibi Roşin de kaçmaya çalıştıkça bu şiddetten evine geri gönderilmiş, babasına teslim edilmiş. Ne de olsa baba, döver de, söver de tıpkı koca gibi.

Anne de kaçmaya çalışmış bu şiddetten, çocuklarıyla birlikte. 

Ama erkek şiddeti bu, kaçmak öyle kolay değil, hele de erkekliğin mevkisinin namus ve şeref sözcükleriyle belirlendiği bir kültürden kaçmak hiç kolay değil.

Bugün, Milliyet gazetesinden Damla Yur'un haberi başka bir şeye dikkat çekti.

Bir yanda baba ve iki amca arasında suçu üstlenme pazarlığı, diğer yanda çaresizlikten oğluna yanmak yerine amcalarla pazarlığa girişip babayı suçu üstlenmesi için ikna çabası. 

Babayı yakmaya karar vermiş iki amca, "hepimiz yanacağına birimiz yansın" diyerek. Karşılığında anneye ev alma ve ömür boyu bakma sözü vererek. Anne "baba yaptı" diyecek.

Üç adam 17 yaşında bir çocuğun hayatını elinden alarak şereflerini temizlediler. İkisi kurtulur, biri yanar sandılar, bütün namus adına işlenen cinayetlerde olduğu gibi. Ama hesap tutmadı. Üçü birden yandı.

Oysa suçlu hepi topu bu üç kişi mi?  

Şeref üzerine kurulu koskocaman bir erkek kültürü var elimizde, o ne olacak?

Peki ya anne ne olacak? 

1,5 yıl boyunca çocuğuna lanetler okuyan, "onlar öldürmese ben öldürürdüm" diyen anne, herkesin gözünde korkunç bir kadına dönüşmedi mi? "Bu ne biçim bir anne" diye lanetler okunmadı mı?    

Oysa, anne bu, anne yüreği. Dili başka söyler, yüreği başka. 

Bundan sonra değişir mi annenin dili? Mümkün değil. Hayatındaki üç şerefli(!) erkek müebbet hapse çarptırılınca özgürleşir mi? Nasıl özgürleşsin ki! Geride hapse girenden daha fazla erkek ve erkek akıl var etrafında ve koruması gereken bir aile şerefi. Susar yine de. Belki ağlar içten içe. Kim bilir. 

Uzun lafın kısası; Roşin'i öldüren de, anneyi bu duruma düşüren de aynı erkek kültürü. 

Erkekler pazarlık yapar, kadınlar pazarlığa güçsüzlükleri üzerinden dahil edilir, olan bu şiddetten kaçmak için çırpınana olur. 

Ah be Roşin, olan sana oldu.


February 5, 2014

Dünyanın en "lgbt dostu" ülkeleri

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine yönelik tartışmalar uzun yıllardır sürerken dünyanın bazı ülkeleri LGBT bireyleri tanıma ve onları ayrımcılıktan koruma yolunda adımlar atmayı ve yasalar çıkarmayı gerekli görmüşlerdir. Bu yasalar cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği farklı olan bireylerin tüm vatandaşlara tanınan haklardan eşit bir şekilde faydalanmasını ve ayrımcılıklardan korunmalarını esas almaktadır. 

Bu listedeki ülkeler, hemcins evliliği ve çiftlerin evlat edinebilme hakkı ile eşcinsellere ve transseksüellere yönelik ayrımcılık karşıtı yasaların mevcudiyeti gibi kriterler doğrultusunda belirlenmiştir. 
    

Arjantin

2003 yılında Rio Negro ve City of Buenos Aires'te yürürlüğe giren yasayla hemcins çiftlere sivil birliktelik anlaşması imkanı veren eyaletlere 2007 yılında Villa Carloz Paz, 2009 yılında da Rio Cuarto katıldı. Arjantin’de hemcins evlilik 15 Temmuz 2010 yılında yasallaştı. Yürürlüğe giren bu yasayla birlikte hemcins çiftler evlat edinme hakkına da sahip oldular. Bunun dışında 2012 yılında yürürlüğe giren Cinsiyet kİmliği Yasası'yla transseksüellerin trans geçiş süreçlerindeki tüm masraflarının sağlık sigortası tarafından karşılanmasına ayrıca herhangi bir doktor ya da mahkeme kararına gerek olmadan kimlikteki cinsiyetlerini, isimlerini, fotoğraflarını değiştirme hakkı tanındı.


January 31, 2014

Sessizlik



Kar hep sessizlikle anılır,
oysa durup dinlesen
huzur veren güzel bir sesi vardır.

January 15, 2014

Bülent Ersoy, tesettür ve transfobi

Dün gece Bülent Ersoy'un kandil münasebetiyle tesettüre girdiği haberi twitter'da ekranıma düşünce twitter'ın cümbüşe dönüşeceğini az çok tahmin etmiştim. Gerçekten de Bülent Ersoy'un performansı gecenin bombası oldu, bugün de böylesi yoğun bir gündemin içinde kendine manşetlerde yer buldu. 
Bülent Ersoy tesettüre girmiş, ilahi okumuş. Eee? Kadın zaten dini inancı kuvvetli birisi, bunu her fırsatta dile getiriyor. Dün akşam da canı öyle istemiş ve tesettüre girmiş, kime ne? Samimi değilmiş. Kimin samimi olup kimin olmadığına karar vermek, samimiyet okuması yapmak bize mi kalmış? Hadi diyelim ki kaldı, işiniz gücünüz yok, herşeye yorumyapacak enerjiniz var ve Bülent Ersoy'un tesettürü de bundan nasibini almış olsun. Kaldı ki kimsenin başını kapatması başkasının tartışabileceği bir konu değildir ama hadi haddinizi bilmediğiniz için onu da yaptınız. Takıldığınız gerçekten Bülent Ersoy'un tesettürü mü yoksa onun cinsiyet kimliği mi? 

December 30, 2013

Failler ortada, ya adalet?

Çetele tutmaya, hele de yaşam hakları gasp edilen ve yaşamları ellerinden alınan insanların çetelesini tutmaya eli varmıyor insanın. Ancak tutmak gerekiyor, unutmamak için, unutturmamak için, ayrımcılık yasasına bizi dahil etmeyen, nefret suçlarını bir türlü tanımlamayan devletin suratına çarpmak için, kendisi yapmasa bile sessiz kalarak bu şiddeti ve nefreti onaylayan toplumun her bir ferdine kendi ellerinin de ne kadar kanlı ve kirli olduğunu göstermek için.
Biz eşcinseller, biseksüeller, transseksüeller bu yıl da bundan önceki yıllarda olduğu gibi fiziksel şiddete uğradık, gasp edildik, aşağılandık ve öldürüldük. Her şeye rağmen adalet bekledik ve elbette yine adalet göremedik. Homofobinin ve transfobinin nefret söylemine ve eylemine dönüştüğü bir yılı daha arkamızda bırakırken neler yaşamışız, nelere üzülmüşüz bir görelim istedim. Kimbilir belki homofobiye, transfobiye, nefret cinayetlerine karşı verdiğimiz mücadelede sesinizi bizimle yükseltmeye karar vermenize vesile olur. İşte bizim tarafımızdan 2013:   

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Paylaş