September 20, 2015

Ven Adası'nda bir gün


İsveç'te toplantıların arasında bir hafta sonu boşluğu olunca nerelere gidelim diye bakınmaya başladık, bir iki arkadaşa sorduk bize Ven Adasını önerdiler. E ada olur da kaçırılır mı, hava durumunun yağış ihtimali göstermesine ve sabah uyandığımızda yoğun bulutlarla karşılaşmamıza rağmen vazgeçmedik hedefimizden, Ven'e doğru yola çıktık. 

Ven Adası İsveç'in bir sürü adasından bir tanesi, küçüklerinden, İsveç ile Danimarka arasında kalıyor yani İsveç'in güney batısında. Biz zaten Lund'da kaldığımız için Ven Adası'na giden feribotun kalktığı Landskrona şehri 20 dakikalık bir tren yolculuğu mesafesinde. Biz 11:30 feribotunu yakalamak üzere 9:30 gibi çıkıyoruz Lund'dan. Tren istasyonundan sonra limana gidebilmek için ayrıca 10 dakika süren bir otobüse binmeniz gerekiyor. Ancak otobüs için para ödemiyorsunuz, tren biletinizi gösterdiğiniz sürece. Otobüse bizimle birlikte trenden inen ellerinde piknik malzemeleri olan ailelerle birlikte biniyoruz. Havanım kapalı olmasının feribotun tıklım tıklım olmasına engel olmadığını görüyoruz. Gerçi orası İsveç, güneşin olmasını beklerlerse bir şeyler yapmak için yılda kaç gün dışarıya çıkabilirler bilmiyorum yani.

August 30, 2015

Bir hayal kurdum ki dönemem

Artık ülkeyi neresinden tutsan elinde kalıyor. Bir şeyin gündemde kalması azami üç saat, sonra yeni bir şey oluyor, sonra başka bir şey, sonra daha kötü bir şey. Gece uyurken bile en az iki gündem sıcaklığını yitirmiş oluyor. Öyle boktan günlerde yaşıyoruz işte. Ülkenin doğusunda, güneydoğusunda devlet vatandaşlarını öldürüyor, yargısız infazlar yapıyor, askerler polisler koltuk davasına, saray davasına ölüyor; batı kıyılarına mültecilerin daha iyi bir hayata gitme umuduyla yola çıkmış bedenleri vuruyor birer birer, ülkenin orta yerindeyse 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlanıyor törenlerle. Bu sırada işçiler inşaatlarda ölmeye, madenciler göçük altında kalmaya, kadınlar erkekler tarafından öldürülmeye, ulusalcılar dindarlara ve kürtlere, dindarlar ulusalcılara ve alevilere, hepsinin ermenilere, yahudilere ve rumlara ve daha bir sürü grubun başka bir gruba karşı nefreti büyümeye devam ediyor. Kimsenin kimseyi dinlemeye, anlamaya niyeti yok çünkü herkes haklı, çünkü herkes en doğru. 

Tüm bu olan bitenin ortasında bir avuç insan, tüm haksızlıkları, ihmalleri, cezasızlıkları, yolsuzlukları görüyor, anlıyor, kahroluyor, isyan etmeye çalışıyor ama hiçbir şey yapamıyor. Sanırım en kötü durumda olanlar da bu gruptaki insanlar, yani benim de dahil olduğum bu küçük grup. Milliyetçilikten ve militarizmden arınmış, herkesin insan onuruna yaraşır muamele gördüğü, herkesin eşit, adil ve özgür bir şekilde yaşamını sürdürdüğü bir dünya hayal eden o küçük grup, en hayalperest, en yalnız, kimine gören en vatan haini, kimine göre en günahkar, kimine göreyse en bölücü en terörist grup. Ah o zavallı grup. 


August 20, 2015

Italyan Riviera'sının gözbebegi: Cinque Terre


Geçen hafta bir haftalığına İtalya'ya gittim. Bu tatil hiç planda yoktu, oldukça spontane bir şekilde gelişti. İtalya'ya gitmekte olan iki arkadaşımın daveti üzerine altı gün sonraya uçak bileti bakınmaya başladım ve evren de benim İtalya'ya gitmemi istemiş olacak ki Genova'ya gayet makul bir rakama bir uçuş buldum. Atlayıp gittim ben de. İtalya'da dağlık bir bölgede bulunan Serra Godano kasabanın Santa Maria isimli küçük bir köyünde kaldık, günübirlik deniz kıyısına indik, kah gezmek kah yüzmek için. Uzun uzun o bir hafta neler yaptığımı anlatmayacağım, seyahatin yalnızca bir gününe, Cinque Terre'de geçirdiğimiz güne odaklanacağım.

O bölgeye Cinque Terre dendiğini İtalya'ya gitmeden 3-5 gün önce internette aranırken öğrendim; Beş Toprak anlamına gelen bu bölge gayet engebeli ve girintili çıkıntılı bir sahile kurulmuş beş köyden ismini alıyor Bu köyler Monterosso Al Mare, Vernazza, Corniglia, Manarola ve Riomaggiore.  Ben bu bölgenin ismini bilmiyordum ancak içlerinden bir tanesine gitmenin hayalini yıllardır kuruyordum: Manarola. Manarola'nın fotoğraflarına ilk denk geldiğimden beri orayı görmeliyim, orada bulunmalıyım diye geçiriyordum içimden. O yüzden Manarola'yı gördüğüm için çok mutlu oldum. Haklarını yememek lazım diğer köyler de birbirinden eşsiz, birbirinden güzel. 
Bu bölgeye araçla da gitmek mümkün ama park edecek yer bulmanın zorluğundan dolayı pek kimse tavsiye etmiyor. O yüzden ya Levanto'ya ya da La Spezia'ya gidip oradan trenle seyahat etmek en mantıklısı, ki hemen hemen herkes böyle yapıyor. Biz Levanto'ya gittik ve oradan da en uzaktaki köye, Riomaggiore'ye gitmek üzerebir tren bileti aldık. Yanımızda o bölgede defalarca bulunmuş arkadaşımız olduğu için kendimizi onun emin ellerine bıraktık. Planımız her bir köyü ziyaret ede ede başlangıç noktamız, aracımızı parkettiğimiz Levanto'ya geri dönmek. 

Levanto'dan Riomaggiore'ye 1,60 € ödeyerek yaptığınız trenle yolculuk yirmi dakika bile sürmüyor. toplamda 30 kmye yakın bir mesafe. İsteyenler bu yolu yürüyerek de katedebiliyor, bunun için hazırlanmış patika yollar var, tabi bunun için ayrıca bir giriş ücreti ödüyorsunuz. Unutmadan söyleyeyim bu bölge UNESCO koruması altında. Ancak hem Ağustos ayının kavurucu sıcaklığı hem 2 gün öncesinde benim ayağımı burkmuş ve hala acısını hissediyor olmam hem de Manarola-Riomaggiore arasının yürüyüşe geçici olarak kapalı olması yürümeyi tercih etmememize neden oldu. İyi ki de etmemişiz çünkü yalnızca köyleri gezerken bile toplamda 12 km yol yürümüşüz, telefondaki adım sayıcımın hesapladığına göre. 

August 16, 2015

Yıldızların Altında

Şehirde yaşayanlar için geceleyin gökyüzü çok bir şey ifade etmiyor. O yüzden pek kimse de oturup bakmıyor gökyüzüne. Zaten kaldırıp başını yukarıya baksan da gördüğün -biraz şanslıysan- bir kaç yıldız, gerisi şehrin ışıklarıyla kirlenmiş, puslu, soluk, siyah bile olamayan bir karanlıktan başka bir şey değil. Yarattığımız şehirlerin yapay ışıklarıyla gökyüzüne perde çekip aslında tepemizde ışıl ışıl parlayan yıldızları görünmez kılıyoruz. Tıpkı görünmez kıldığımız başka bir çok şey gibi.

Zaman zaman da gökyüzünü hatırlıyoruz tabi, misal internette ve televizyonlarda meteor yağmuru olacağı haberleri ile karşılaştığımızda. Bir anda gökyüzünün aslında ne kadar muhteşem göründüğünü, çevremizi saran evrenin sonsuzluğunu ve o sonsuzluğu dolduran milyarlarca yıldızı hatırlayıveriyoruz. Ve meteor yağmurunu izlemek için şehirden uzaklara gitmeye kalkışıyoruz o heyecan ve şevkle. 

O iki gece boyunca modern dünyalılar en iyi fotoğraf makinelerini, en iyi lenslerini yanlarına alıp arabalarına atlayarak şehirlerinden uzaklara gittiler, hem gökyüzünü izlediler hem bir kaç fotoğraf yakaladılar belki. Şehirlerden çıkamayan modern dünyalılar da bakındılar gökyüzüne ama pek bir şey görebildiklerini sanmıyorum. 

May 29, 2015

Agva baharda güzel

İstanbul'dan günübirlik uzaklaşmak için makul bir mesafede olan Ağva'ya ne zamandır gitmek istiyordum, kısmet bu yılmış. Bu yılın baharı bir tuhaf, günü gününe değil saati saatine tutmuyor, bir yağmur, bir güneş, insan ne yapacağını bilemiyor. Uzatmayayım, günler öncesinden bakıp parçalı bulutlu olarak gördüğümüz ve sabah uyandığımda günlük güneşlik olan bir havanın 15 dakika içinde sağanak yağmura dönüştüğü bir sabah çıktık yola. Vazgeçmeyi düşünmedik, ne de olsa havanın bir kaç saat içinde güneşli bir havaya dönüşme ihtimalinin umudunu taşıyoruz içimizde.

İstanbul'dan çıkana kadar yağmur vardı, zaman zaman göz gözü görmez oldu ama yılmadık. Nihayet Çekmeköy'ü geçtikten sonra yağmur durdu, güneş yüzünü gösterdi. İstikamet Şile, oradan da Ağva'ya. Bilmeyenler için yol durumunu vereyim: Şile'ye kadar otoban, Şile'den sonra Ağva'ya kadar oldukça virajlı ama bir o kadar da keyifli bir yol. Yemyeşil ağaçların tünel oluşturduğu yollardan kıvrıla kıvrıla giderken biraz mide bulantısı yaşamanız olası ama sonunda değiyor. Şile'den Ağva 40 km. 

February 11, 2015

Nepal'de ne kadar harcarım?

Altı bölümden oluşan Nepal gezisi yazılarının içinde de zaman zaman bütçe ile ilgili bilgiler verdim ancak Nepal seyahatinizi planlarken bütçe konusunda daha derli toplu bir fikrinizi olması açısından burada bütçe ile ilgili genel bilgiler vereceğim. Bu rakamlar tamamen benim kendi deneyimlediklerim ışığındadır. Daha ucuz ya da daha pahalı alternatifler illa ki vardır. Rakamlar seyahat ettiğim Ekim 2014 rakamlarıdır.

Nepal öyle "süper ucuz" diyebileceğiniz bir yer değil, ancak Türkiye'de tatil yapmaktan daha ucuz olduğunu söyleyebilirim. Konaklama ise, eğer standartlarınız çok yüksek değilse, oldukça uygun. Bir de kesinlikle ama kesinlikle gezinin maliyeti sizin pazarlık gücünüzle doğru orantılı. 

Öncelikle 1 TL'nin yaklaşık 40 rupi, 1 Usd'nin yaklaşık 100 rupi ve 1 €'nun yaklaşık 120 rupi olduğu bilgisini vereyim.

Döviz kurlarında çok fazla değişiklik yok, o yüzden havaalanında ya da şehir merkezinde bozdurmanız arasında çok fark olmuyor. Ancak en azından bir miktar dövizinizi havaalanında bozdurum ki şehir merkezine ulaşım için kullanabilesiniz.

February 10, 2015

Himalayalar 'ın eteginde huzurlu bir mola: Pokhara


Keyifli ama bir o kadar da yorucu trekking dönüşü varmak için can attığımız Pokhara'nın hemen yanıbaşında kurulu olduğu Fewa gölünü görüyoruz tepeden. Açıkçası Nepal seyahati için internette bir şeyler araştırmaya başlamadan önce adını hiç duymamıştım Pokhara'nın. Kimbilir daha adını duymadığımız ne kadar güzel yerler vardır. Neyse, zigzaglar çizerek aşağıya doğru inerken Pokhara ile trekkingin başlangıç noktası olan Nayapul arasının epey bir mesafe olduğunu farkediyoruz. Oysa giderken, heyecandan olsa gerek, bu kadar uzun gelmemişti. Aracımız bizi saat 3 civarı kalacağımız Avocado Otel'ine kadar bırakıyor. Trekkinge çıkmadan önceki gece kaldığımız otelden daha vasat, sade, konforsuz ama yine banyosu ve tuvaleti içinde odaları olan bir otel burası, belki hostel demek daha doğru olur. Burasının geceliği 10 dolar (1000 rupi), diğer taraf ise 30 dolardı, ve inanın o kadar ücret farkına değecek bir fark da yok. 

December 30, 2014

Himalayalar 'da Trekking


Nepal'e kadar gelip de Himalayalar'da, küçük çaplı da olsa, bir yürüyüşe çıkmamak olmazdı. Bu yüzden biz de Türkiye'deyken yazışmaya başladığımız bir seyahat acentasından 5 günlük bir trekking turu satın aldık. Nepal'de her şeyde olduğu gibi turlarda da pazarlık söz konusu. Biz Pokhara'dan taksiyle alınıp trekkingin başlangıç noktası olan Nayapul'a götürülerek başlayan ve sırasıyla Tikhetunga, Gorepani, Tadapani ve Gandruk'ta geceleyerek sürecek ve yine başladığımız nokta olan Nayapul'da bitecek 5 günlük bir trekking için Pokhara-Nayapul-Pokhara ulaşımı, konaklama, üç öğün yemek ve rehber ücreti (rehberin yemek ve konaklaması da dahil) dahil olmak üzere kişi başı 260 dolara anlaştık. 

1. Trekkingi gün gün anlatmadan önce yapmam gereken bir kaç uyarı var; öncelikle bu parkura çoğunluğu kolay, bir kısmı orta derece zorlukta diyorlar. Eminim Himalayaların genelini düşündüğümüzde bu parkur orta derece zorluktadır ama biz ortanın üzerinde bir zorlukta hissettik açıkçası. Bunu bir aklınızda bulundurun. 

2. Eğer sigara içiyorsanız ya da spor yapmıyorsanız bu 5 günlük yürüyüş sizi oldukça zorlayabilir. 

3. Eğer konformist biriyseniz ya da hijyen sizin için çok önemliyse bu yürüyüşe çıkmamanızı tavsiye ederim. Çünkü konaklayacağınız yerlerde odalar oldukça basit, yataklar konforsuz, tuvaletler genellikle bakımsız ve pis, üstelik banyo ve tuvaleti konaklayan diğer trekkerlarla paylaşıyorsunuz. 

4. Ayrıca sağlık durumunuzu ve dayanıklılığınızı iyi biliyor olmanız lazım, zira uzun süre merdiven tırmanmak oldukça yorucu olabiliyor. 

5. Çantanızı hazırlarken mümkün olduğunca hafif yapmaya çalışın, kalın bir şeyler almak yerine üst üste giyip çıkaracağınız ince ve hafif kıyafetler alın. Bir kaç tane dry-fit tişört yeterli, akşam yıkayıp tekrar giyebilirsiniz. 

6. Eğer profesyonel bir fotoğrafçı değilseniz büyük bir kamera almayın yanınıza. Sonra boynunuzda taşıdığınız 1,5 kiloluk makine bir süre sonra 10 kiloymuş gibi hissediliyor. 

7. Nepallilerin yukarıda havanın güzel olduğunu, soğuk olmadığını söylemelerine de aldırmayın. Onlar için soğuk olmayabilir ama hava güneş battıktan sonra gerçekten üşütüyor. O yüzden yanınızda alt üst birer içlik bulundurmanız iyi olur. Ayrıca bir uyku tulumu gece üşümemeniz için ihtiyaç. Zira size verdikleri yorgan ve battaniyeler sıcak tutmuyor. 

Uyarılardan sonra trekking maceramızı anlatmaya başlayabilirim.

December 29, 2014

Pokhara'ya uzun bir yolculuk

Keşke gece otobüsü olsaydı Kathmandu'dan Pokhara'ya ama yok. Nedenini yola çıkınca anlıyoruz. Bol virajlı, uçurumlu, zorlu bir yol, yolda ışıklandırma da yok zaten. Buyrun Nepal'de karayoluyla seyahat maceramıza. 

Bir gün önceden Pokhara'ya bizi götürecek turist otobüslerinden birinden rezervasyonumuzu yaptırıp biletlerimizi aldık. Epey bir otobüs firması var, kimi konforsuz kimi konforlu, kimi ucuz kimi daha pahalı. 800 ile 1200 rupi arasında değişen fiyatları var, öğle yemeği de dahil olsun derseniz 250-300 rupi daha ekstradan ödüyorsunuz. Biz öğle yemeksiz, klimasıı olan, resepsiyonistin önerdiği bir otobüs firmasından aldık biletimizi. Bütün otellerden otobüs bileti temin etmek mümkün, öyle otobüs firması yazıhanesi aramanız gerekmiyor. Bütün otobüsler sabah hemen hemen aynı saatlerde kalkıyor ve açıkçası otobüsler arasında öyle aman aman bir konfor farkı da yok.

December 21, 2014

Patan ve Bakhtapur


Nepal'deki üçüncü günümüzde istikametimiz Patan ve Bakhtapur şehirleri. Bu iki şehrin Durbar (saray) meydanı da UNESCO'nun Dünya miras listesinde yer alıyor, tıpkı Kathmandu'nun Durbar Meydanı'nın da bu listesinde yer aldığı gibi.

Patan, Kathmandu'dan arabayla yaklaşık bir yarım saatlik mesafede. Bunun için yine taksilerle pazarlık yapmanız gerekiyor, genellikle 600-1000 rupi arasında bir rakamdan açıyorlar ağızlarını ancak biz pazarlık gücümüzle 300 rupi ödeyerek bizi Patan'a götürecek bir taksi bulabiliyoruz. Patan'da Durbar Square'e girmenin bedeli kişi başı 500 rupi. Açıkçası biz meydana ücret ödemeden girmenin yolunu aradık, zira okuduğumuz bir blogda arka sokaklardan dolaşarak meydana ücret ödemeden girilebileceği yazıyordu. Ancak bu beleşci turistlere karşı güzel bir sistem geliştirmişler, -ki biz bu sistemi içeriye ücret ödemeden girdiğimizin 3. dakikasında yakalandıktan sonra öğrendik- giriş ücretini ödediğinizde size boynunuza asarak dolaşmak zorunda olduğunuz ziyaretçi kartları veriyorlar. Boynunuzda bu kartın olması sizin kuraalara riayet eden, saygılı bir turist olduğunuzu gösteriyor. İçerideki sivil giyimli görevliler de bizim gibi boynunda giriş kartı olmayan turistleri avlayıp tıpış tıpış gişeye gitmelerini ve ücretlerini ödemelerini sağlıyorlar. Yani eskiden belki mümkünmüş ama artık para ödemeden girmek mümkün değil. Velhasıl 500 rupiyi ödedik paşa paşa.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Paylaş