July 29, 2011

Ayvalık'ta bir gece


night
...
gece

lights
...
ışıkları

beautify everything
...
güzelleştirir her şeyi 

July 28, 2011

Sadece 365 günden 1’i (mi?)

35 yıl 2 ay önce
Evet malumunuz bugün benim doğum günüm. Nasılsa bir çoğunuz facebooktaki sayfanızın sağ tarafında bugün benim doğum günüm olduğunu görüyorsunuz. O halde doğum günümde böyle bir yazı paylaşmamın da bir mahsuru yok.
Geleyim sorunun cevabına: elbette ki hayır! 365 günden 1'i değil bugün! Biliyorum kimileriniz gayet cool bir şekilde “elbette öyle, ne önemi var” diyorsunuz. Siz de haklı olabilirsiniz ama bugün benim doğum günüm olduğu için ben daha haklıyım. Şimdi diyeceksiniz ki dünya üzerinde kim bilir kaç kişi bugünü kendine özelmiş gibi kutluyor. Ben söyleyeyim hemen. Ortalama bir hesapla 19-20 milyon kişi. Şimdi gerçekten de 20 milyon kişinin birden kendi doğum günü olarak kutsadığı/kutladığı bugün ne kadar bana özel olabilir?

July 23, 2011

İzmir'de bisiklet sefası

İzmir'in en sevdiğim yanı bisiklet sürebilme şansımın olması. Ankara'da neredeyse imkansızdı. Trafiğin yoğunluğu, şöförlerin kabalığı, bisiklet yolunun olmayışı gibi bir çok nedenden ötürü çok istememe rağmen Ankara'da bisiklet almaya cesaret edememiştim. İzmir'e taşınma kararı aldığımda yaptığım ilk planlardan biri bisiklet almaktı. Almadım ama Bahadır'ın kenara atıp çürümeye terk ettiği bisiklete küçük bir bakım yaptırdıktan sonra benim oldu. O gün bugündür fırsat buldukça biniyorum. Aslında küçük bir bisiklet grubumuz da oldu olacaktı ki diğer arkadaşların yoğun işlerinden bir türlü o grup tam manasıyla bir araya gelemedi. Bazen birisi, bazen ikisi eşlik ettiler bana ama genelde yalnız sürüyorum.

July 22, 2011

Toprak kokusu


Bu ilk bayılmam değil. Ömrü hayatımda üç kez daha bayıldım bundan önce. İlki, bir hastane koridorunda oldu. Hastalıktan halsiz düşmüş bedenim, annem sıra fişi alıp gelene kadar ayakta kalmama müsaade etmedi. Zaten kalabalık olan hastane koridoru, sağımdan solumdan küçücük ve halsiz bedenimi itiştiren insanlardan yüzünden daha bir bastı üzerime, ben de düşüp bayıldım o insan ormanının içinde. İkinci bayılmam sünnet olduğum gecenin hemen akşamında oldu. Annemin "ördek getireyim oğlum burada yap çişini, kalkma yerinden şimdi" diye ısrar etmesine rağmen "hayır gidicem ben" diyerek yataktan kalkmış, tuvalete gitmiş, sızısını şimdi bile zihnimin bir köşesinde hissettiğim bir acıyla işedikten sonra yatağa varmama iki adım kala düşüp bayılmıştım. Üçüncü bayılmam ise ikincisinden on yıl sonra oldu. Yine bir gece yarısı tuvalet için kalktığımda, yine tuvalet sonrası düşüp bayılmıştım. Patlayan dudağımın yarası bir kaç hafta içinde geçti ama ucu kırık bir diş o geceden hatıra kaldı bana. Doktor bedenen ve zihnen çok yorgun olmamdan kaynaklandığını söyledi bu bayılmamın, ikisinden birini dinlendirmem gerektiğini. Ben de işi bırakamayacağıma göre, ders çalışmayı bırakmış, zihnimi dinlendirmeyi seçmiştim.
Ama bu son bayılmam diğer üçünden farklı. Önceki bayılmalarımın mekanları ve sebepleri farklı olmasına karşın ortak bir özellikleri vardı. Kendiliğinden olmuştu onlar. Yani, bedenim ya da zihnim bir sebepten ötürü kendi iradesiyle bilincimi kapatmaya karar vermiş ve devreyi kapatıvermişti bir süreliğine. Sadece bedenim, zihnim ve bendik o bayılmalarda. Bu seferse başka bir nesne sebep olmuştu bayılmama: başka bir kuvvet, başka bir aracı, başka bir acı.

July 20, 2011

The last goodbye



once upon a time in this city
some people used to live
when ones came and fire their city
they left by ships
suffesed with tears

...
bir zamanlar bu şehirde insanlar yaşardı
birileri gelip şehirlerini yakınca
gemilere binip gittiler
gözleri yaşlı 

July 19, 2011

Winter in the middle of nowhere








winter in Cappadocia
...
kapadokya'da kış


























Mount Erciyes from Cappadocia
...
Kapadokya'dan Erciyes dağı  

July 18, 2011

Bir ben ve sekiz kedi

Oğluş'umu biliyorsunuz. Yaklaşık 1,5 yıldır birlikte yaşıyoruz. İzmir'e taşındıktan 3 ay sonra da Missy önümüze atladı sokakta. Biz de bu pek bir sevimli, pek bir cana yakın kediyi sokaktan kurtaralım deyip aldık eve. Nereden bilirdik ki daha 2-3 gün öncesinde hamile kaldığını. Evet tam da 2-3 gün önce hamile kalmış doğum yaptığı günden geriye doğru saydığımızda. Velhasıl 2 yetişkin iki yavru kedi olmak üzere 9 kişi olduk evde.

O ne heyecanlı, o ne güzel bir geceydi! Missy'nin yavrularının her biri elimize doğdu. Bendeki panik görülmeye değerdi. Missy altı tane doğururken be dokuz doğurdum resmen. Ha emdiler, ha gözlerini açtılar, ha yaşayacaklar mı derken 45 günlük birer yaramazlık makinesine dönüştüler. Aralıksız 45 günüm onlarla ilgilenmekle geçti, tabi Missy ve Oğluş ile de. Missy'nin beslenmesine ayrı bir özen gösterdim. O kadar yavruya ya sütü yetişmezse diye hop oturup hop kalktım. Ama yetişti, halen de emziriyor ama yavrular artık kuru mama da yemeye başladılar. Ona rağmen annelerinin memelerine asılmaktan vazgeçmediler. Missy arada sıkılıp kaçıyor onlardan. Mutfak tezgahının lavabosunda yatıyor.

Bunlar analarının dizinin dibinde yatarlarken pek iyiydi. Benim onlar için koşturmam gerekmiyordu. sadece endişeleniyordum iyiler mi, iyi besleniyorlar mı diye. Şimdi ise elimde vileda bir banyo, bir koridor dolaşmaktayım. Çünkü buldukları her bir yana işiyor veletler. Küçük, onların çıkabileceği yükseklikte bir tuvalet ayarladım onlara. İçine de birazcık kum koydum. İlk bir kaç gün kumu yediler sadece. Sonra içlerinden biri akıl edip de işeyince diğerleri de onu yapmaya başladı. Şimdi hepsi kakalarını o kuma yapıyorlar ama çişleri geldiği anda neredelerse oraya salıveriyorlar. Ben de peşlerinden viledalayıp duruyorum.

Evde sekiz kedi çok fazla biliyorum, bu zorluğu yaşıyorum ama elimde olsa, bu küçük dairede yaşamıyor olsam ve gelirim iyi olsa, vermezdim onları kimselere. elime doğdular benim. Öyle alıştım ki onlara nasıl ayrılacağım bilmiyorum. Yakın bir zamanda birer birer gidecekler. Acaba birer birer giderken onlar geride kalanlar onların yokluğunu hissedecek mi? Ya da anneleri? Ben hissedeceğim kesin. Bol bol fotoğraflarını çektim onlara bakar bakar dururum artık.

Bunu görmek lazım anlatmak yetmez... Yani onların evin dört bir köşesinde koşturmalarını, hoplayıp zıplamalarını, birbirileriyle boğuşmalarını, buldukları her şeyi kemirmeye çalışmalarını, tırmanma tahtasını paylaşamayışlarını, gözümün içine meraklı meraklı bakışlarını, yorgun bitap düşünce bazen kuytu bir köşede bazen kapı önünde üst üste yığılıp uyumalarını...

Yoruldum ama bir o kadar da mutluyum.

45 günden çıkardığım dersler:
- Meğer ben ne sabırlıymışım!
- Annelik başka bişi ya. Kedi de olsa insan da olsa...
- Yaramaz kedi kendini daha iki günlükken bile belli eder.
- 6 kediye bir tırmanma tahtası yetmez.
- 8 kediye de 1 görevli yetmez! 

Melek's Garden























two beauty from Melek's dream garden
...
Melek'in düş bahçesinden iki güzel 

July 17, 2011

Reddish



that day
the sky was in flames
...
o gün
gökyüzü alev alevdi

Enjoy the Silence



never mind
if you had a sleepless night
no other than you will enjoy the silence of the city
carpe diem
-the only thing you need is to have a window opening the city-
...
uykusuz bir gece geçirdiysen
dert etme
senden başka hiç kimse şehrin sessizliğinin keyfini çıkaramayacak
şu anın tadını çıkar
-ihtiyacın olan tek şey şehre açılan bir pencere-

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Paylaş