December 30, 2013

Failler ortada, ya adalet?

Çetele tutmaya, hele de yaşam hakları gasp edilen ve yaşamları ellerinden alınan insanların çetelesini tutmaya eli varmıyor insanın. Ancak tutmak gerekiyor, unutmamak için, unutturmamak için, ayrımcılık yasasına bizi dahil etmeyen, nefret suçlarını bir türlü tanımlamayan devletin suratına çarpmak için, kendisi yapmasa bile sessiz kalarak bu şiddeti ve nefreti onaylayan toplumun her bir ferdine kendi ellerinin de ne kadar kanlı ve kirli olduğunu göstermek için.
Biz eşcinseller, biseksüeller, transseksüeller bu yıl da bundan önceki yıllarda olduğu gibi fiziksel şiddete uğradık, gasp edildik, aşağılandık ve öldürüldük. Her şeye rağmen adalet bekledik ve elbette yine adalet göremedik. Homofobinin ve transfobinin nefret söylemine ve eylemine dönüştüğü bir yılı daha arkamızda bırakırken neler yaşamışız, nelere üzülmüşüz bir görelim istedim. Kimbilir belki homofobiye, transfobiye, nefret cinayetlerine karşı verdiğimiz mücadelede sesinizi bizimle yükseltmeye karar vermenize vesile olur. İşte bizim tarafımızdan 2013:   

November 17, 2013

Ötekinin Siyaseti

2014'te yapılacak yerel seçimlere aylar kaldı, 2015'te de genel seçimler var ve şu sıralar LGBTI (lezbiyen, gey, biseksüel, transgender, interseks) örgütler ve bireyler daha önce olmadığı kadarpolitika konuşuyor, siyasete nasıl dahil olabilecekleri, neleri talep edecekleri konusunda kafa yoruyorlar.  
Bu yönde bir süredir bir araya gelen İstanbul'daki LGBT örgütleri ile herhangi bir dernek ya da oluşuma dahil olmayan ancak cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularında çalışan, aktivizm yapan bireyler ortak bir platform kurdular: LGBT Siyasi Temsil ve Katılım Platformu. Bu platform siyasi talepleri ortak bir zeminde buluşturarak, bu taleplerin gözetilmesini, geliştirilmesini ve hayata geçirilmesini sağlamayı amaçlıyor. Bunun için de LGBT hareket ile siyasi partiler arasındaki işbirliğini arttırmayı, siyaset alanındaki homofobik ve transfobik söylemlerin son bulması ve LGBT'lerin karar mekanizmalarında temsilinin sağlanmasına yönelik çalışmalar yapmayı hedefliyor. Ayrıca eşcinsel, biseksüel, transseksüel bireyleri yerel ve genel seçimlerde aday olmaya teşvik ederek, doğrudan siyasetin içinde yer almaları için destek olmayı da hedefliyor.  

Gelinen bu nokta elbette Türkiye'de 1990'ların başlarından bu yana verilen özgürlük ve hak mücadelesinin bir başarısıdır. Gezi sürecinin de gelinen bu noktaya katkısı yadsınamaz. Zira bu süreç LGBT hareketin ve bireylerin görünürlüğünün ulaştığı doruk noktasıdır. Ancak Gezi öncesindeki 20 yıllık mücadeleyi göz ardı etmemek gerekir. Bu 20 yıllık mücadele sürecinde LGBT örgütler daha çok hak kazanımı temelinde çalışmalar yaparken siyasete çok da sıcak bakmadılar. Bu bence çok da yerinde bir stratejiydi. Aksi olsaydı, yani en baştan belirli bir siyasi ideoloji çevresinde bir eşcinsel hareket oluşturulmaya çalışılsaydı hareket bugünkü kadar güçlü olamayabilirdi. Elbette hareketin temel felsefelerinden olan ve en başından beri karşısında durduğu milliyetçilik, ırkçılık, militarizm, cinsiyetçilik, homofobi, transfobi gibi kavramlar hareketi belirli siyasi ideolojilerle uzlaşamaz kılsa da hareketin kendi içinde inanılmaz bir çeşitlilik barındırdığı da bir gerçek.
Bugün hareket artık yeterince olgunlaştı ve LGBTI'lerin bu saatten sonra farklı siyasi ideolojiler altında örgütlenmelerinin harekete zarardan ziyade yarar sağlayacağına inanıyorum. Farklı siyasi yapıların düşüncelerinin kırılması, cinsiyetçi, homofobik ve transfobik söylemlerinden kurtulmaları ve dönüşebilmeleri dışarıdan gelen taleplerden ziyade kendi içlerindeki eşcinsel, biseksüel, transseksüel bireylerin görünürlüğü, talepleri ile gerçekleşmesi daha olası. Bugün BDP, YSGP (Yeşiller ve Sol), HDP,CHP gibi bir çok siyasi kurum cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularını politikalarına ve söylemlerine dahil etmeye başladılar. Ben bunların gerçekleşmesinde LGBT örgütlerin yıllardır yürüttükleri çalışmalar kadar o siyasi oluşumların içinde yer alan LGBT bireylerin çabalarının da büyük katkısı olduğunu düşünüyorum.      
Şimdi artık LGBT örgütler ve bireyler bir araya gelip siyasette söz sahibi olmayı, siyasi partilerin tutumlarını ve görüşlerini değiştirmeyi düşünebiliyorlar ve hatta farklı siyasi partilerden belediye başkanlığı ya da belediye meclisleri için aday oluyorlarsa LGBT hareketin yeni bir safhasına geçildiğini söyleyebiliriz. Elbette bu çok yeni bir durum değil. Daha önce de,  1999 yılında ÖDP'den milletvekili adayı olan Demet Demir gibi siyasete girme mücadelesi veren insanlar oldu. Ancak bahsettiğim yeni safha bireysel iradenin yanında LGBT örgütlerinin de müdahil olduğu kollektif bir iradenin oluşmasıyla geçilen değerli bir safha.
Bu yeni safhada belki henüz açık kimliğiyle eşcinsel, biseksüel, transeksüel bir belediye başkanı ya da milletvekili göremeyeceğiz. Ancak bu yeni safhanın ilerleyen yıllarda bir eşcinsel belediye başkanı ya da transseksüel bir milletvekilinin seçilebilmesinin mümkün kılabilmek için gerekli siyasi ve sosyal zeminin oluşmasına imkan sağlayacağına inanıyorum.  
Türkiye'nin en ötekilerinden olan eşcinseller, biseksüeller, transseksüeller, yeni yeni konuşulmaya başlanan interseks bireyler emin adımlarla siyasetin içine doğru yol almaya başladılar. YSGP'nin, HDP'nin parti meclislerinde eşcinseller ve transseksüeller yerlerini aldı, pek yakında CHP'de de birilerinin görünür olacağını  söylemek hiç de kehanet sayılmaz. Nitekim CHP'den belediye meclis üyeliğine aday olan arkadaşlar olduğunu biliyorum. Bunun için CHP en azından bazı illerde bunun için çaba sarfediyor, LGBT örgütlerle birlikte çalışmak ve aday göstermek konusunda da oldukça istekliler. Her ne kadar CHP'nin mevcut duruşu ve bazı söylemleri LGBT hareketin savunduğu bazı değerlerle ?halen- çelişse de CHP'nin değişimi ve dönüşümünün önemli olduğunu düşünüyorum, nihayetinde halen bu ülkenin en büyük muhalefet partisi.
CHP ve LGBT konusu başka bir yazıya konu olabilir pekala. Benim demek istediğim  LGBT bireyler farklı siyasi partiler içinde görünür olmaya ve varlıklarını hissetirmeye başladılar. Partiler dışında da yazının başında sizlere tanıttığım LGBT Siyasi Temsil ve Katılım Platformu'nun ortaya koyduğu kollektif bir inisiyatif var. Bu noktada çeşitli partilere üye olan, hatta parti meclislerinde yer alan eşcinsel, biseksüel, transseksüel, interseks ve aynı zamanda bağımsız olarak aday olacak olan bireylerin LGBT Siyasi Temsil ve Katılım Platformu ile iletişim içinde olması, hatta birlikte hareket etmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. LGBT'lerin siyasi alanda var olabilmeleri ve taleplerini etkili bir şekilde dile getirebilmelerinin yolunun ortak bir dil tutturma ve ortak hedefler belirlemeden geçtiğine inanıyorum. Çünkü partilerin LGBT bireylerin oylarını toplama kaygısıyla birisini sırf cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliğinden ötürü ön plana çıkarma olasılıkları var. Ancak bana göre içinde bulunduğu siyasi partinin politikasını değiştirmek için mücadele etmeyecek bir eşcinsel ya da transseksüel kişinin o partinin X organında yer alması sembolik bir anlamdan öteye gitmeyecektir.
Bundan dolayıdır ki geleceğin eşcinsel, biseksüel, transseksüel belediye başkanları ve milletvekilleri için bugün doğru adımlar atılması gerekiyor. Savrulmadan, parçalanmadan, siyasi partilerin kendilerini pazarlamak için kullanacakları vitrin mankenlerine dönüşmeden sağlam ve net bir şekilde taleplerimizi belirlemek ve bu talepleri ortak bir dille sunmak temeli sağlam bir politika zemini oluşturmak için çok önemli.  LGBT hareket yolun zorunu aştı, görünür olmayı, kabul görmeyi, sesini duyurmayı başardı, şimdi hem hareket olarak hem de bireysel olarak yerel yönetimlerde söz sahibi olup yaşam alanlarının cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin de gözetilerek yeniden düzenlenmesi için bizzat içeriden politikalar üretme zamanı.
Bu yüzden olur da bir partiden ya da bağımsız olarak yerel yönetimlerin bir görevi için aday olmak isterseniz,  size destek olmak isteyen bir platform ve deneyimli LGBT örgütler var. Ben buradayım demeniz yeterli. 

November 13, 2013

Kızlı erkekli kalma konusunda kim, ne dedi?

fotoğraf: www.bobiler.com
Geçtiğimiz haftaya bir not düşmek lazım diye düşünüyorum. Çünkü ne de olsa tartışılabilecek en vahim konulardan birisi tartışılıyor günlerdir. Geçen haftanın başında başbakan tarafından sarf edilen abuk bir cümlenin ardından ülkenin gündeminin orta yerine oturan bir tartışma başladı. Siyasetçisinden, köşe yazarına, hukukçusundan, sokaktaki vatandaşa kadar herkes bulaştı bu tartışmaya. Önce gündemi değiştirmek için ortaya atılan bir olta sandık ama 24 saat geçmeden anladık ki öyle değil. Velhasıl 2013’ün sonlarına doğru konuştuğumuz konu “kız ve erkek öğrenciler aynı evde kalabilir mi kalamaz mı” konusu. Baş delimiz başbakan yalnız da değil üstelik, toplumun bir yarısı –bence fazlası- onunla aynı delilik halini paylaşırken, diğer kısmı da bu ipe sapa gelmez cümlelere ve akıl yürütememelere laf yetiştirmeye ve anlatmaya çalışırken delirdi. Sonuç itibariyle 2014’e 50 küsur gün kala cümleten balataları sıyırdık, hepimize geçmiş olsun.

November 8, 2013

Biz vatandas degil miyiz?

2013 yılına eşcinsellerin evlilik hakkı kazanımlarının yılı demek hiç de yanlış olmaz. Özellikle Amerika'da gündemi oldukça meşgul eden bir konu oldu ve birçok eyalet ardı ardına eşcinsel evlilikleri tanıdı. Peki gün gelecek biz de evlenebilecek miyiz?

Öncelikle belirtmem gerekir ki, "evlenmek" fiilini ne anlatmak istediğimi en kapsamlı şekilde ifade edecek bir kelime olduğu için seçtim. Yoksa, bir çok eşcinsel gibi benim de evlilik kurumunun mevcut heteroseksist kurgusuyla derdim var. Tabi ki yalnızca evlilik değil, evlilik kurumunun ortaya çıkardığı aile kurumu da kendisine yüklenen anlamı, yüceltilmişliği ve kutsiyeti ile baştan aşağıya sorunlu bir kurum. Feminist ve LGBT hareketin üzerinde hassasiyetle durduğu ve tartıştığı bu kurumlar/yapılar, yalnızca kadın ve erkek arasındaki ilişki üzerine kurulu olduğu ve bu ilişkiyi de ancak yasal bir zemine oturtulduğu ?evlilik- takdirde meşru saydığı için farklı birliktelik biçimlerini dışlayan, marjinalleştiren ve hatta hedef gösteren bir yapıya sahip. Evlilik kurumunun üzerindeki bu olumsuz anlamdan kurtulabilmesinin yolu da cinsiyetlerden bağımsız, herkesi ve her türlü birlikteliği kapsayan bir tanıma evrilmesinden geçiyor. Keza aile kurumunun da "anne, baba ve çocuklar" kalıbından sıyrılarak kendisini aile olarak gören/adlandıran herkesi kapsayacak şekilde değişmesi gerekiyor. Bu kadar köklü ve yerleşik bu kurumlar uzun ve meşakkatli bir mücadele ile ortadan kalkar mı kalkmaz mı bilemem ancak bu kurumların hali hazırdaki heteroseksüellik temelindeki kurgusunun bozulup mevcut eşitsizlik kısa vadede giderilebilir.

October 18, 2013

Güney Afrika notları

2013 yılı Afrika kıtasına açıldığım yıl oldu benim için.. Ağustos ayında Fas’a yaptığım bir haftalık tatilden sonra, bu ayın başında Afrika kıtasının en güneyindeki Güney Afrika’ya bir seyahat yaptım. Bu bir çalışma ziyareti, üstelik toplam 16 kişilik bir heyetin yeme, içme, barınma ve seyahat organizasyonunu da içeren yoğun bir program olsa da az çok bir yerler görüp Güney Afrika’yı gözlemleme şansı buldum. İlk kez güney yarımküreye geçmiş olmamdan ötürü de Güney Afrika, seyahat kronolojimde bir ilk olduğu için ayrı bir öneme  sahip. 9 saat süren bir uçak yolculuğunun ardından Johannesburg’a vardık. THY’nin bu kadar uzun bir yola neden koltuk aralıkları bu kadar dar olan bir uçakla sefer düzenlediğini anlam veremedim. Yani yolculuk oldukça rahatsız ve yorucu geçti. Güney Afrika’ya gittiğimiz heyetten dolayı “güvenlik” önemli bir kriterimiz olduğu için otelimizi Sandton City denilen, Johannesburg’un otellerin de yoğunluklu olarak konumlandığı bir bölgeden seçmiştik. Eğer tek başıma turist olarak gitmiş olsam asla uğramayacağım, daha doğrusu istesem bile bütçem gereği uğrayamayacağım bu bölge otellerin, restoranların, kendi çapında alışveriş merkezlerinin yer aldığı yalıtılmış, sıkıcı, açıkçası insana Güney Afrika’da olduğunu hissettirmeyen bir bölgeydi. Demem o ki, Sandton City’i unutun gitsin.

August 14, 2013

Fas'ta ne kadar harcarım?


Altı bölümden oluşan Fas gezi yazılarının içinde bütçe ile ilgili bilgilerde mevcut ancak Fas seyahatinizi planlarken bütçe konusunda daha derli toplu bir fikrinizi olması açısından burada genel bilgiler vereceğim. Bu rakamlar tamamen benim kendi deneyimlediklerim ışığındadır. Daha ucuz ya da daha pahalı alternatifler illa ki vardır. Misal ben havaalanından trenle gelmeyi tercih ettim ama şehir merkezine otobüs olduğunu da biliyorum ancak bununla ilgili pek bir fikrim yok.

Rakamlar seyahat ettiğim Ağustos 2013 rakamlarıdır.

Konaklama dışında "ucuz" denilebilecek bir ülke değil Fas. Fiyatlar aşağı yukarı Türkiye fiyatları.

Öncelikle 1 TL'nin yaklaşık 4 dh, 1 Usd'nin yaklaşık 8 dh ve 1 €'nun yaklaşık 11 dh olduğu bilgisini vereyim.

Dövizinizin küçük bir kısmını havaalanında bozdurun çünkü şehirde daha iyi bir kurdan bozdurabilirsiniz. 

Yanınıza dolar ya da euro alın, TL kabul etmiyor döviz büroları.

Baslangıç ve bitis noktamız: Kazablanka

Beş saat sürer dedikleri yol tam 7 saat sürdü. Essaouira'dan Kazablanka'ya giderken otobüs Safi ve El Jadida'dan geçiyor. Fas'ta gördüğümüz tüm şehirlerin otobüs terminalleri tek kelimeyle berbat.,tam bir keşmekeş. Girmesi bir dert, çıkması ayrı bir dert. Bu iki şehre giriş çıkışlarımızın uzun sürmesinden ötürü yol epey bir uzadı ve haliyle çok can sıkıcı oldu. Fas'ta şehirlerarası ulaşımda en çok otobüs kullanılıyor ve otobüslerin de çok konforlu olduğu söylenemez. Yanınızda yastık, küçük bir battaniye gibi bir kaç şey bulundurmak yolculuğu biraz daha konforlu hale getirebilir, aklınızda olsun.

Öğleden sonra 3 civarı Kazablanka'ya ulaştık. neyse ki CTM otobüs firmasının şehir merkezinde kendi terminali varmış da otobüs istasyonuna gitmek zorunda kalmadığımız gibi şehrin göbeğine kadar gelerek taksi parası vermekten kurtulduk. CTM otobüs garında bulduğumuz wifi ile bir gün önceden rezervasyon yaptırdığımız otel buraya biraz ters olduğu için rezervasyonu iptal edip, bir kaç yüz metre ötedeki bir otelde rezervasyonumuzu yaptırdık. Kazablanka'da oteller Fas'ın diğer yerlerine göre daha pahalı, hele bir de rezervasyonu geldiğimiz gün yapınca konaklamaya epey bir para ödemiş olduk. Ancak yine de Türkiye ile kıyaslandığında otel fiyatları oldukça ekonomik Fas'ta. 

Kedi cenneti güzel Essaouira

Seyahatin altıncı günü sabahı yine erkenden uyanıp Essaouira'ya gitmek üzere otobüse bindik. Agadir'i gördükten sonra tıpkı onun gibi okyanus kıyısında olan Essaouira'nın da benzer bir şehir olacağını düşünüyorduk ama tabi ki yanıldık. Essaouira daha eski bir şehir, medina kısmı da oldukça kaotik ve bir o kadar renkli. Essaouira çok farklı, tarifi zor ama benim için Fas'ın ziyaret ettiğim yerleri arasında 1 numarası.

Önemli bir bilgi: Fas'ta yolun ne kadar süreceğine dair verdikleri bilgiyi dikkate alarak plan yapmayın. Çünkü 3 saatlik yol 4, 5 saat dedikleri yok 7 saat sürüyor. Biz de Agadir'den Essaouira'ya neredeyse 4 saatte ulaştık. Eski Medina'da rezervasyon yaptırdığımız otele eşyalarımızı bırakıp hemen çıktık. Ertesi gün Kazablanka'ya geçeceğimiz için münkün olduğunca çok yer görme derdindeydik.

Essaouira -yerelde Suveyra olarak söyleniyor- küçük bir şehir, öyle ki, akşama doğru benzer yerlerden geçmeye başladığımızı fark ettik. Duvarlarla çevrili eski kentin dışındaki yeni kentte görülmeye değer hiçbir şey yok. O yüzden en güzeli surların içindeki çarşılarda dolaşmak, şehrin dar sokaklarında kaybolmak ve eski şehrin güneyine doğru okyanus kıyısındaki surları ve duvarları takip ederek limana ve balık pazarına ulaşmak. Balık pazarı tarafı oldukça hareketli ve kalabalık. Eğer kokudan rahatsız olmazsanız vakit geçirmesi de gayet keyifli. Güzel fotoğraflar yakalamak için de çok fazla malzeme var.

Zorunlu istikamet Agadir

Agadir'e iner inmez bir otel bulmamız gerekiyordu. Bunun için otobüste turist görünümlü kişileri kesmeye başladık. en azından nerede kaldıklarını sorup fiyatlar konusunda bilgi sahibi olalım istedik. Ön koltuğumuzda oturan çiftin turist olup olamadığına bir türlü karar veremedik. Kadın çantasından haşlanmış yumurta çıkarıp yemeğe başlayınca olmadıklarına kanaat getirdik. Ancak indiğimizde ellerinde sırt çantalarını ve hasır şapkalarını görünce, tama turist bunlar, deyip kalacakları oteli sormak üzere yanlarına gittik. Evet kalacakları bir otel varmış, hem de kendi otelleri! Sörf okulları ve otelleri varmış, fiyatta anlaştık ve onların otelinde kalmak üzere yola koyulduk. Şehrin 15 km kadar uzağında Tamraght isimli köydeki otellerine gittik. Köy dediğime bakmayın siz, okyanus manzaralı bir yerleşim yeri burası. Okyanusu gören terastaki yan yana dizilmiş, küçük ama şirin odalardan birinde kaldık.

Sabah uyanıp kahvaltımızı yapar yapmaz otelden ayrıldık. Otelin sahibi çift bize Taghazoot isimli bir balıkçı köyünü ziyaret etmemizi önerdi. Biz de oraya gitmek üzere denize paralel uzanan yola çıktık. 5 km kadar uzaklıktaki köye otostop yaparak ulaştık. Küçük ama turistik bir balıkçı Taghazoot. Sahil boyunca sıralanmış Fas'a özgü balıkçı tekneleri, küçük kafeleri ve tabi adım başı sörf okulu ve sörf malzemesi satan dükkanlarla oldukça renkli ve şirin bir köy. Güzel bir plajı da var ve biz gittiğimizde öğlen olmasına rağmen oldukça kalabalıktı. Buralar Fas'ın sörf cenneti, zaten o kadar dalgalı okyanusta bundan daha güzel ne yapılır ki. Burada balık yememiz de önerildi ama henüz aç olmadığımız için herhangi bir restorana girmedik. Şöyle bir göz attığımız menülerden gördüğümüz üzere balık fiyatları 70 ila 120 dh arasında değişiyor. 

Atlas daglarını astık geldik cöllere



Fas'taki üçüncü günümüzün sabahında Marakeş'in kaosunu arkamızda bırakıp Atlas dağlarına tırmanmaya başladık. Önümüzde Zagora'ya kadar 360 kilometrelik bir yol uzanıyor. Eğer benim gibi çok virajlı yollarda midesi bulanan birisiyseniz işiniz zor. Zira yolun özellikle Ourzazate'ye kadar olan kısmı oldukça virajlı. Neyse ki manzara izlemek ve fotoğraf çekmek için sık sık durduk da ben tamamen kötüleşmeden temiz hava almış oldum. Eğer siz de benim gibi yüksekliği seven biriyseniz Atlas dağlarının size sunduğu manzaradan oldukça hoşnut kalacaksınız. Atlas dağının en yüksek noktasında durup ayaklarımızın altında az önce kıvrıla kıvrıla çıktığımız yolu, dağlarda sıralanmış berberi köylerini izlemek oldukça keyifli.


Yolda durduğumuz ve bir saat kadar dolaştığımız en eski berberi köylerinden birisi olan Ait bin haddou ise kesinlikle görülmeye değer bir yer. 1960'daki depremle hasar görmüş, bir çok insan başka şehirlere taşınmış. Şimdi Unesco'nun dünya mirası listesindeki bu köyde on hane yaşıyormuş. Gladyatör, Arabistanlı Lawrence gibi bir çok filme evsahipliği yapmış, hatta Game of Thrones'un 2012 yılındaki bölümlerinden bazıları da burada çekilmiş. Bu köyde zsman yüzlerce yıl öncesinde durmuş gibiydi, ta ki bir kaç çatıdaki güneş enerjisi panellerini görene kadar.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Paylaş