August 13, 2011

Bisiklet keyfi iğne olup acıtmasın

Geçen ay İzmir'de bisiklet sürmek için güzel bir rota önermiştim, Kent Ormanı'ndan İnciraltına doğru. Sonrasında duyduğum ve benim de başıma gelen bir şeyden ötürü o güzergahın çok da güvenli olmadığını düşünmeye başladım. Gerçi halen gündüzleri Kent Ormanı'nın içinden sorunsuz bir şekilde geçiyorum ama bir kaç hafta önce gece yarısı peşimden koşan köpekler yüreğimi epey bir ağzıma getirdi. Çünkü hemen bir gün öncesinde bir arkadaşımdan bununla ilgili bir hikaye duymuş, oldukça ürkmüştüm. O zamana kadar bana hiç bulaşmayan köpeklerin o hikayenin hemen ertesi günü başıma gelmesi de ayrı bir ilginç konu tabi. Şubat ayında arkadaşım bir gece yalnız geçerken oradan köpekler kovalıyor ve bacağından ısırmışlar. Etrafını sarmış 8-9 köpekten oradan geçen bir araçtaki kişi vasıtasıyla kurtarılmış. Tabi nihayetinde 6 hafta boyunca iğne olmak durumunda kalmış. 

August 11, 2011

1 - 11 - 21 - 27 - 46 - 48

Yok Lost falan olmadım ama Lost'taki Hurley kadar da şanslı değildim. Tam on yıl önce bugündü. Bugün günlerden cumartesiydi o zaman. 2 hafta önce 26 yaşını doldurmuş geeencecik bir adamdım. Bir kaç hafatalığına tatildeydim, epey sıcak bir Ayvalık günüydü o gün. Benim için önemi ise o günün, şansımın dönmesine ramak kalmış olmasıydı. 

Sarımsaklı'ya denize giderken Ayvalık meydanının arkasındaki küçük büfenin önünde durduk, alelacele arabadan indim ve bir koşu gidip tam kolon sayısal loto oynadım. Her hafta yaptığım gibi. Kuponu salı gününe kadar katlı bir şekilde duracağı cüzdanıma yerleştirdim. Sonra kumlara uzandım, denize girdim, biraz müzik dinledim, tostumu yedim, kolamı içtim, birazcık daha bronzlaştım, gereksiz muhabbetler ettim arkadaşlarımla o sıradan günde. Oysaki o gün benim hayatımın değiştiği gün olabilirdi. Nasıl mı? 

August 10, 2011

Beauty





You wouldn't be such a beautiful 
if I didn't love you
... 
Böylesine güzel olmazdın
eğer ben seni sevmeseydim  

August 8, 2011

Black & White



joint at the hip: fishing boats and sea gulls
...
ayrılmaz ikili: balıkçı tekneleri ve martılar

August 7, 2011

Fight



we're all born to fight for bread
but this fight is not fair
...
Hepiniz ekmek kavgası için geldik dünyaya
ama adil değil bu dövüş




July 29, 2011

Ayvalık'ta bir gece


night
...
gece

lights
...
ışıkları

beautify everything
...
güzelleştirir her şeyi 

July 28, 2011

Sadece 365 günden 1’i (mi?)

35 yıl 2 ay önce
Evet malumunuz bugün benim doğum günüm. Nasılsa bir çoğunuz facebooktaki sayfanızın sağ tarafında bugün benim doğum günüm olduğunu görüyorsunuz. O halde doğum günümde böyle bir yazı paylaşmamın da bir mahsuru yok.
Geleyim sorunun cevabına: elbette ki hayır! 365 günden 1'i değil bugün! Biliyorum kimileriniz gayet cool bir şekilde “elbette öyle, ne önemi var” diyorsunuz. Siz de haklı olabilirsiniz ama bugün benim doğum günüm olduğu için ben daha haklıyım. Şimdi diyeceksiniz ki dünya üzerinde kim bilir kaç kişi bugünü kendine özelmiş gibi kutluyor. Ben söyleyeyim hemen. Ortalama bir hesapla 19-20 milyon kişi. Şimdi gerçekten de 20 milyon kişinin birden kendi doğum günü olarak kutsadığı/kutladığı bugün ne kadar bana özel olabilir?

July 23, 2011

İzmir'de bisiklet sefası

İzmir'in en sevdiğim yanı bisiklet sürebilme şansımın olması. Ankara'da neredeyse imkansızdı. Trafiğin yoğunluğu, şöförlerin kabalığı, bisiklet yolunun olmayışı gibi bir çok nedenden ötürü çok istememe rağmen Ankara'da bisiklet almaya cesaret edememiştim. İzmir'e taşınma kararı aldığımda yaptığım ilk planlardan biri bisiklet almaktı. Almadım ama Bahadır'ın kenara atıp çürümeye terk ettiği bisiklete küçük bir bakım yaptırdıktan sonra benim oldu. O gün bugündür fırsat buldukça biniyorum. Aslında küçük bir bisiklet grubumuz da oldu olacaktı ki diğer arkadaşların yoğun işlerinden bir türlü o grup tam manasıyla bir araya gelemedi. Bazen birisi, bazen ikisi eşlik ettiler bana ama genelde yalnız sürüyorum.

July 22, 2011

Toprak kokusu


Bu ilk bayılmam değil. Ömrü hayatımda üç kez daha bayıldım bundan önce. İlki, bir hastane koridorunda oldu. Hastalıktan halsiz düşmüş bedenim, annem sıra fişi alıp gelene kadar ayakta kalmama müsaade etmedi. Zaten kalabalık olan hastane koridoru, sağımdan solumdan küçücük ve halsiz bedenimi itiştiren insanlardan yüzünden daha bir bastı üzerime, ben de düşüp bayıldım o insan ormanının içinde. İkinci bayılmam sünnet olduğum gecenin hemen akşamında oldu. Annemin "ördek getireyim oğlum burada yap çişini, kalkma yerinden şimdi" diye ısrar etmesine rağmen "hayır gidicem ben" diyerek yataktan kalkmış, tuvalete gitmiş, sızısını şimdi bile zihnimin bir köşesinde hissettiğim bir acıyla işedikten sonra yatağa varmama iki adım kala düşüp bayılmıştım. Üçüncü bayılmam ise ikincisinden on yıl sonra oldu. Yine bir gece yarısı tuvalet için kalktığımda, yine tuvalet sonrası düşüp bayılmıştım. Patlayan dudağımın yarası bir kaç hafta içinde geçti ama ucu kırık bir diş o geceden hatıra kaldı bana. Doktor bedenen ve zihnen çok yorgun olmamdan kaynaklandığını söyledi bu bayılmamın, ikisinden birini dinlendirmem gerektiğini. Ben de işi bırakamayacağıma göre, ders çalışmayı bırakmış, zihnimi dinlendirmeyi seçmiştim.
Ama bu son bayılmam diğer üçünden farklı. Önceki bayılmalarımın mekanları ve sebepleri farklı olmasına karşın ortak bir özellikleri vardı. Kendiliğinden olmuştu onlar. Yani, bedenim ya da zihnim bir sebepten ötürü kendi iradesiyle bilincimi kapatmaya karar vermiş ve devreyi kapatıvermişti bir süreliğine. Sadece bedenim, zihnim ve bendik o bayılmalarda. Bu seferse başka bir nesne sebep olmuştu bayılmama: başka bir kuvvet, başka bir aracı, başka bir acı.

July 20, 2011

The last goodbye



once upon a time in this city
some people used to live
when ones came and fire their city
they left by ships
suffesed with tears

...
bir zamanlar bu şehirde insanlar yaşardı
birileri gelip şehirlerini yakınca
gemilere binip gittiler
gözleri yaşlı 

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Paylaş