August 13, 2011
Bisiklet keyfi iğne olup acıtmasın
August 11, 2011
1 - 11 - 21 - 27 - 46 - 48
Yok Lost falan olmadım ama Lost'taki Hurley kadar da şanslı değildim. Tam on yıl önce bugündü. Bugün günlerden cumartesiydi o zaman. 2 hafta önce 26 yaşını doldurmuş geeencecik bir adamdım. Bir kaç hafatalığına tatildeydim, epey sıcak bir Ayvalık günüydü o gün. Benim için önemi ise o günün, şansımın dönmesine ramak kalmış olmasıydı.
Sarımsaklı'ya denize giderken Ayvalık meydanının arkasındaki küçük büfenin önünde durduk, alelacele arabadan indim ve bir koşu gidip tam kolon sayısal loto oynadım. Her hafta yaptığım gibi. Kuponu salı gününe kadar katlı bir şekilde duracağı cüzdanıma yerleştirdim. Sonra kumlara uzandım, denize girdim, biraz müzik dinledim, tostumu yedim, kolamı içtim, birazcık daha bronzlaştım, gereksiz muhabbetler ettim arkadaşlarımla o sıradan günde. Oysaki o gün benim hayatımın değiştiği gün olabilirdi. Nasıl mı?
August 10, 2011
Beauty
You wouldn't be such a beautiful
if I didn't love you
...
Böylesine güzel olmazdın
eğer ben seni sevmeseydim
August 8, 2011
August 7, 2011
Fight
we're all born to fight for bread
but this fight is not fair
...
Hepiniz ekmek kavgası için geldik dünyaya
ama adil değil bu dövüş
July 29, 2011
July 28, 2011
Sadece 365 günden 1’i (mi?)
![]() |
| 35 yıl 2 ay önce |
Geleyim sorunun cevabına: elbette ki hayır! 365 günden 1'i değil bugün! Biliyorum kimileriniz gayet cool bir şekilde “elbette öyle, ne önemi var” diyorsunuz. Siz de haklı olabilirsiniz ama bugün benim doğum günüm olduğu için ben daha haklıyım. Şimdi diyeceksiniz ki dünya üzerinde kim bilir kaç kişi bugünü kendine özelmiş gibi kutluyor. Ben söyleyeyim hemen. Ortalama bir hesapla 19-20 milyon kişi. Şimdi gerçekten de 20 milyon kişinin birden kendi doğum günü olarak kutsadığı/kutladığı bugün ne kadar bana özel olabilir?
July 23, 2011
İzmir'de bisiklet sefası
July 22, 2011
Toprak kokusu
Bu ilk bayılmam değil. Ömrü hayatımda üç kez daha bayıldım bundan önce. İlki, bir hastane koridorunda oldu. Hastalıktan halsiz düşmüş bedenim, annem sıra fişi alıp gelene kadar ayakta kalmama müsaade etmedi. Zaten kalabalık olan hastane koridoru, sağımdan solumdan küçücük ve halsiz bedenimi itiştiren insanlardan yüzünden daha bir bastı üzerime, ben de düşüp bayıldım o insan ormanının içinde. İkinci bayılmam sünnet olduğum gecenin hemen akşamında oldu. Annemin "ördek getireyim oğlum burada yap çişini, kalkma yerinden şimdi" diye ısrar etmesine rağmen "hayır gidicem ben" diyerek yataktan kalkmış, tuvalete gitmiş, sızısını şimdi bile zihnimin bir köşesinde hissettiğim bir acıyla işedikten sonra yatağa varmama iki adım kala düşüp bayılmıştım. Üçüncü bayılmam ise ikincisinden on yıl sonra oldu. Yine bir gece yarısı tuvalet için kalktığımda, yine tuvalet sonrası düşüp bayılmıştım. Patlayan dudağımın yarası bir kaç hafta içinde geçti ama ucu kırık bir diş o geceden hatıra kaldı bana. Doktor bedenen ve zihnen çok yorgun olmamdan kaynaklandığını söyledi bu bayılmamın, ikisinden birini dinlendirmem gerektiğini. Ben de işi bırakamayacağıma göre, ders çalışmayı bırakmış, zihnimi dinlendirmeyi seçmiştim.
Ama bu son bayılmam diğer üçünden farklı. Önceki bayılmalarımın mekanları ve sebepleri farklı olmasına karşın ortak bir özellikleri vardı. Kendiliğinden olmuştu onlar. Yani, bedenim ya da zihnim bir sebepten ötürü kendi iradesiyle bilincimi kapatmaya karar vermiş ve devreyi kapatıvermişti bir süreliğine. Sadece bedenim, zihnim ve bendik o bayılmalarda. Bu seferse başka bir nesne sebep olmuştu bayılmama: başka bir kuvvet, başka bir aracı, başka bir acı.
July 20, 2011
The last goodbye
once upon a time in this city
some people used to live
when ones came and fire their city
they left by ships
suffesed with tears
...
bir zamanlar bu şehirde insanlar yaşardı
birileri gelip şehirlerini yakınca
gemilere binip gittiler
gözleri yaşlı
Subscribe to:
Posts (Atom)

