November 27, 2015

Ekim'de Budapeste


En sonda söyleyeceğimi en baştan belirteyim; eğer Budapeşte'ye henüz gitmediyseniz mutlaka seyahat listenize eklemeniz gereken bir şehir. Zira özellikle mimarisiyle, güzel ve canlı caddeleriyle, köprüleriyle ve tabi ki lezzetli yemekleri, hareketli gece hayatıyla anlatıldığı kadar güzel bir şehir bekliyor sizi. 

Budapeşte'ye Türkiye'den gitmek için seçenek çeşitli, birden fazla havayolu firmasının düzenli uçuşları var ve eğer biraz vakitlice davranırsanız -her zaman olduğu gibi- oldukça uygun fiyata uçak bileti bulmak da mümkün.

Elizabeth Köprüsü'nden doğru günbatımı  
Baştan başlayalım; havaalanına geldiniz ve şehir merkezine gideceksiniz. Nasıl? Toplu taşımayla gitmek istiyorsanız -ki en ucuz seçenek bu- 200E numaralı otobüse binerek Köbanya-Kispets durağına gitmeniz gerekiyor, burada metro istasyonu var, oradan istediğiniz yöne gidebilirsiniz. Tek binişlik biletler 350 HUF (yaklaşık 3,5 EUR) imiş ama doğrudan şöföre ödemek isterseniz 450 HUF oluyor. Biz üç kişi olduğumuz için elimizdeki valizlerle otobüs+metro sürünmesini yaşamayalım diye taksiye bindik. Taksi için de acaba kazıklanır mıyım derdi yok havaalanında, çünkü çıkış kapısının hemen yan tarafında bir taksi şirketinin gişesi var, oraya gideceğiniz adresi söylüyorsunuz onlar size bir fiş veriyor, fişin üzerinde ne kadar tutacağı da yazıyor. Dolayısıyla sürprizle karşılaşmıyorsunuz. Biz Belvaros bölgesinde kalacağımız yere gitmek için 26 EUR ödedik. Takside euro ödemesi yapabiliyorsunuz ama bozukluğunuz yoksa üstü kalır takside haberiniz olsun.

Ulaşımdan bahsetmişken söylemekte yarar var, eğer biletinizi 10'luk şekilde alırsanız toplam 3.000 HUF ödüyorsunuz, yani birazcık karınız oluyor. Biletinizi binmeden önce ya da tramvayın içindeki kutularda okutmanız gerekiyor. Okutmazsanız ve bir kontrol olursa biletiniz cebinizde bile olsa kaçak yolcu muamelesi görür, cezayı yersiniz. Demedi demeyin. Risk almayı severim ben derseniz o sizin bileceğiniz iş. Ayrıca Budapeşte'de de çoğu Avrupa şehrinde olduğu gibi 24,48 ya da 72 saat geçerli olan kartlar var, bu kartlarla ulaşım daha ucuza geliyor her zaman; üstelik bazı müzeler, ören yerlerinde indirimden faydalanıyorsunuz. Bu da aklınızın bir köşesinde bulunsun.


Konaklama için de tahmin edeceğiniz üzere çok seçenek var, tamamen sizin bütçenize kalmış. Düşük bütçeli hostellerden pahalı otellere kadar her türlü seçenek ve bunlara ulaşmak için sayısız web sitesi var. Gezi yazısı okuyorsanız geziyorsunuzdur, geziyorsanız da zaten bunlara aşinasınızdır. Ben gittiğim yerlerde önceliği airbnb'ye veriyorum, çünkü hostel tarzı yerlerde kalamıyorum, kafam götürmüyor onca gencin gürültüsünü, enerjisini ama bütçem 4-5 yıldızlı otellerde kalmaya da yetmiyor. O yüzden hem daha uygun fiyatlı oluyor hem de kendimize ait bir alan olması bana daha konforlu geliyor. Budapeşte'nin ilk üç günü kendi bütçemizden olduğu için airbnb'den bulduğumuz bir evde kaldık, sonraki 3 gün içinse konferans dolayısıyla otele geçtik. Airbnb'den bulduğumuz gayet merkezi (Vaci Utca'ya sadece 20 metre mesafedeydi) ve 3 kişi için de ayrı yatak odası olan bir daireydi ve toplamda 450 TL ödedik. İki kişiyseniz daha küçük bir evi daha uyguna bulmak da mümkün. Kaldığımız otel de Vaci Utca'nın Büyük market'e yakın olan tarafındaydı ve gecelik oda fiyatı 76 USD idi.  

Liberty Bridge
Bu arada önemli not: Konaklama için Peşte tarafını tercih edin, çünkü şehrin o kısmı daha canlı, aslında merkez orası. Belvaros bölgesi de bence kalınacak en iyi yer, her yere yürüme mesafesi.

Nereyi gezelim? 

Şehrin bizim Tuna onların Danube dediği nehirle ikiye bölündüğünü biliyorsunuzdur. İşte o nehrin kıyısından başlayabilirsiniz şehri gezmeye. Boydan boya yürüyün, mesafeden korkmayın Liberty Bridge ile Margaret Bridge arası 3 - 3,5 km sadece. Hele hava güzelse nasıl geçtiğini anlamazsınız bile. Yol boyunca sizi güzelim köprüler (Chain Bridge benim favorim ama Elizabeth Bridge de güzel) ve birbirinden güzel binalar selamlıyor. Parlamento binası ve çevresindeki binalar görülmeye değer, ama illa ki gece de görün, hatta karşısına geçip bir de öyle izleyin, muhteşem. Margaret köprüsünden karşıya geçerken sağ tarafınızda Tuna Nehri'nin ortasında bir ada göreceksiniz, işte o ada Sziget Adası, o meşhur Sziget Müzik festivalinin yapıldığı ada. Yazın burası yüz binden fazla insana ve onlarca konsere ev sahipliği yapıyor. Meraklıları için festivalin linkini buraya bırakıyorum: http://szigetfestival.com/

Karşı tarafta ise, yani Budapeşte'nin Buda kısmında görmeniz gereken kocaman bir kale var; Budavari Kalesi, ilk kurulma tarih 1300'lü yıllara dayanıyor, şu anda da UNESCO Dünya Miras listesinde. Buraya bir öğleden sonranızı ayırırsanız iyi edersiniz, zira kale içindeki şehir oldukça güzel korunmuş, Castle Hill (Kale Tepesi), Mattias Kilisesi, Fisherman's Bastion (Kale burçları), Buda Kalesi Labirenti bu alanda görülecek yerlerden bazıları. Ancak misal Kale Burçlarına çıkmak için ücret ödemeniz gerekiyor, oysa hemen bir alt katı -ki aynı manzarayı görüyorsunuz- ücretsiz. Biraz manasız geldi bana bir üst kata çıkmak için para ödemek. Neyse, bunun dışında girişin ücretli olduğu yerler var, aklınızda olsun. Ayrıca buradan muhteşem Peşte manzarasını izleyebilirsiniz. 

Fisherman's Bastion (Üst kata çıkmak ücretli alt kat ücretsiz, kendiniz karar verin)
Eğer kaleye yürümek istemezseniz 4 ya da 6 numaralı tramvaya binerek Szel Kalman Ter durağına kadar gidebilirsiniz. Oradan da 16 numaralı otobüs sizi kalenin içine kadar götürüyor. Yürümek biraz yorucu olabilir zira tahmin edersiniz ki biraz yokuş, kale olduğundan ötürü. Enerjinizi kalenin içinde yürümeye harcamak daha akıllıca olur.Kaleye çıkmak için illa ki Margaret Köprüsü tarafından gelmeniz gerekmiyor tabi ki, eğer Chain Bridge üzerinden Buda tarafına geçerseniz karşınıza tarihi bir finüküler çıkıyor, onunla da yukarıya çıkabilirsiniz. Bu sefer kalenin Castle Hill kısmına ulaşmış olursunuz. Çoğunlukla turistler finüküleri kullanıyor ama biz yukarıda bahsettiğim güzergahtan kaleye ulaştık. Finüküler hattının hemen yan tarafında bir park var, o parkın içinde bir izleme terası var, o terastan Chain Bridge'i izlemek, özellikle de gün batımına doğru, ışıklar yeni yeni yanmaya başlamışken muhteşem. Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız burası fotoğraf çekmek için çok güzel bir nokta. 



 Finükülerin yanındaki parktan Chain Bridge
Bunun dışında tabi ki şehrin ana turistik caddesi Vaci Utca var görmeniz gereken, İstiklal Caddesi'nin daha küçük, daha derli toplu ve sempatik versiyonu diyeyim ben size (İstiklal caddesi her geçen gün daha kötü bir caddeye dönüşüyor maalesef) Burada restoranlar, cafeler, hediyelik eşya dükkanları var. Çeşitli markaların mağazaları var.
Vaci Utca'nın güney ucuna doğru yürüdüğünüzde, caddenin bitimini kesen caddeyi geçer geçmez karşınıza Grand Market çıkıyor. Burası et ürünlerinden baharata, sebze meyveden hediyelik eşyaya kadar bir çok şey bulabileceğiniz bir market. Atmosferi güzel, mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Üst katında yeme içme bölümü de var ve burada geleneksel Macar mutfağından yemekler tadabilirsiniz. Yalnızca açık olduğu saatlere dikkat etmekte fayda var, bazı günler tamamen kapalı, bazı günler ise akşamüzeri 5'te kapanıyor. Açılış kapanış saatleri ana giriş kapısı üzerinde yazıyor. 

               St. Stephen Basilica                                     Büyük Market                                          Szen Istvan Caddesi                                  
Chain Bridge hizasında Peşte içine doğru düz bir şekilde yürürseniz karşınıza St. Stephen Basilica çıkıyor, muhteşem bir bina, mutlaka görün. Ayrıca 500 HUF ödeyerek Basilica'nın üst bölümünde yer alan seyir kısmına çıkın. Buradan Budapeşte'yi 360 derece izleme şansına sahip olursunuz. Önceden biraz dolaştıysanız Budapeşte'yi buradan şehri izlemek daha anlamlı olur, ne de olsa artık neyin nerede olduğunu biliyorsunuz. 

Bir diğer görülecek yerlerden birisi de Andrassy Ut caddesi, Budapeşte'nin en ünlü caddesi, muhteşem Opera Binası da bu caddenin üzerinde. Caddenin sonunda ise Heros Square (Kahramanlar Meydanı) var. Bu meydanı da mutlaka görün, çevresinde de güzel binalar var ve hemen arkasında içinde bir göletin olduğu bir park var. Andrassy Ut'u boydan boya yürüseniz de en azından dönüşünüzü metro ile yapın. Çünkü bu metro hattı Avrupa'nın en eski metro hattıymış, küçük şirin istasyonları olan iki vagonluk minik bir hat.

Bütün gün yoruldunuz, biranızı içerken gün batımı izleyebileceğini sakin, huzurlu bir yer mi arıyorsunuz? İşte tam öyle bir yer önereceğim size: yüzünüzü Liberty Köprüsüne dönün ve sol taraftan Danube boyunca yürüyün, ileride karşınıza Balna Budapest isimli bir alışveriş merkezi çıkacak. İşte o alışveriş merkezinin Danube'ye doğru bakan tarafında sıra sıra dizilmiş, birbirinden şık restoran/cafeler var. Konforlu ve rahat koltuklarından birisine kendinizi atıp günün yorgunluğunu güzel bir günbatımı eşliğinde çıkarabilirsiniz. 


Gezdik, tozduk, acıktık, ne yiyelim? Genelde Türkiye'den giden insanların Avrupa'da yemekle ilgili sorunu oluyor, o yüzden ya türk restoranı arıyorlar ya da mc donald's/budger king'e talim ediyorlar. Eğer bunlardan biriyseniz üzgünüm sizin için önerecek pek bir şeyim yok, Turkish Döner yazan bir yere atın kendinizi. Yok eğer yeme konusunda sorunsuz biriyseniz Macar mutfağının yemeklerini denemenizi tavsiye ederim. Çoğunlukla et içeren yemekler bunlar ama sebze yemekleri de var, lahana dolması bile var mutfaklarında, Gulaş dedikleri çorbayı deneyebilirsiniz. Ayrıca çeşit çeşit sosisler de gayet lezzetli. Bunun için Deak Frenc Ter istasyonuna yakın Deak Ferenc Utca caddesine gidebilirsiniz. Bu cadde aynı zamanda Fashion Street diye de anılıyor. Cadde üzerinde lüks giyim mağazaları, otel ve restoranlar var, caddenin ortasında ise sıra sıra kurulmuş yemek yenilebilecek açık hava restoranları var. Burada mutlaka oturup gözünüze güzel görünen yemeklerden bir kaçını deneyin. Pişman olmazsınız. 1500 ila 3000 HUF arasında değişen rakamlarda bir fiyata mal oluyor burada yemek. Macar mutfağı denemek için az önce bahsettiğim üzere Grand Market'in üst katına da çıkabilirsiniz. Bunun dışında güzel bir pizza ya da makarna için önereceğim bir yer var; Vapiano, Becsi Utka caddesi üzerinde. Her masada saksılar içinde fesleğen ve biberiye olan bu restoranda kullanmak istediğiniz kadarını koparıp koyuyorsunuz yemeğinizin üzerine. 

Deak Ferenc Caddesi üzerindeki seyyar lokantalar
Biraz da gece hayatından bahsedelim. Açıkçası Budapeşte'nin bar/club çeşitliliği ve kalabalığı beni şaşırttı. Özellikle haritalarda Jewish Quarter diye göreceğiniz Yahudi yerleşim bölgesi gece hayatının merkezlerinden birisi. Çok sayıda cafe/bar/club'ın yer aldığı bu bölgede ayrıca hosteller de var. Dolayısıyla Budapeşte'nin yerlilerinin dışında çoğu genç ağırlıklı olan yoğun bir turist kalabalığı var. Gözlemlediğim kadarıyla geceyi bir mekanda geçirmek yerine birden fazla mekana gidiyor insanlar. Bu arada bahsetmek gerek Budapeşte'de - yine bir çok Avrupa şehrinde olduğu gibi - bar turları var. İnternet üzerinden ulaşabileceğiniz bu bar turlarında popüler mekanların dışında nispeten daha kıyıda köşede kalmış ama yerel halkın iyi bildiği ve gittiği barları da görme şansı elde ediyorsunuz. Bu turlarda iki üç bira da dahil oluyor genellikle ama daha gençlere hitap eden bir şey olduğunu düşündüğümüzden biz tur almak yerine kendi turumuzu yapmayı tercih ettik. 

Kiraly Utca üzerinde Godszu Udvar yazan bir kapıdan girdiğinizde, binaların içinden geçen uzun, pasajvari bir yere girmiş oluyorsunuz, işte orası içinde bir çok restoran ve bar olan oldukça hareketli ve kalabalık bir kompleks. Biz burada Spiler isimli bir mekanda oturduk, gayet keyifliydi. O civarda bir kaç bara daha girdik çıktık, şimdi isimlerini hatırlayamıyorum ama her biri oldukça canlıydı. Bu civarda gezerken karşınıza çıkan o büyük kapılardan içeriye girmeye çekinmeyin, içeride sizi gayet eğlenebileceğiniz, güzel müziklerin çalındığı mekanlar karşılayabilir. Yine aynı bölge içerisinde Szimpla Kert isimli başka bir eğlence kompleksi var. Tam burada ruin bars dedikleri şeyden bahsetmek gerekiyor. Ruin (harabe) bar ismini eski, kullanılmayan yani aslında harabe olmuş binaların bu tarz bar komplekslerine dönüştürülerek yeniden işlev kazandırılmasından alıyor. Sanırım Szimpla Kert Budapeşte'deki ruin barlar içinde en ünlüsü. Cuma akşamı gittiğimizde kalabalıktı, ancak cumartesi akşamı gittiğimde kapısında içeriye girmek isteyenlerin oluşturduğu uzun bir kuyruk vardı. İçinde canlı müzik yapan mekanlar da var, hafif hafif kendince tıngırdayanlar da var. Ancak açık alanı da olan bu kompleksin neresine giderseniz gidin sizi bir nargile kokusu takip ediyor. Ne mutlu nargile sevenler için. Budapeşte'de nargilenin bu kadar yaygın ve popüler olduğu aklıma gelmezdi doğrusunu söylemek gerekirse.  Sizimpla Kert'in olduğu sokak üzerinde ve çevre sokaklarda da istemeyeceğiniz kadar çok mekan var. Size hoş görünen, çağıran istediğiniz mekana girip çıkın. Ben girişin ücretli olduğu herhangi bir mekana gitmedim ama club'a da gitmedim, belki oralarda vardır giriş ücreti. İçki zaten ucuz Macaristan'da, o yüzden bütçenizi de çok sarsmadan bir çok mekanı görebilirsiniz. 



            Szimpla Kert'in içi                           Godzsu Udvar'ın içindeki Spiler              Szimpla Kert önünde cumartesi kuyruğu


Benim Budapeşte deneyimim şimdilik bu kadar. Size bir müze önerisinde bulunamıyorum çünkü herhangi birisine gitmedim. Benim seyahatte önceliğim şehrin kendisi olduğundan dolayı ancak uzun süreli seyahatlerde müze geziyorum ya da ikinci, üçüncü gidişimde. Süremiz kısıtlı olduğu için gidemediğimiz yerlerde oldu tabi ki, misal Gellert Hill'e çıkamadık vakit olmadığı için, buradan çok güzel bir şehir manzarası olduğunu söylediler, bir dahaki sefere artık. Zira birden fazla defa gideceğim kesin olan bir şehir Budapeşte. Yazdıklarım biraz olsun Budapeşte hakkınızda kafanızda bir şey oluşturduysa ve size yol gösterici olabilirse ne mutlu bana. 


Şimdiden iyi gezmeler.


No comments:

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Paylaş