October 30, 2012

Eyvah Komsum Escinsel!


Bu ayın başında yayınlanan Bahçeşehir Üniversitesi’nin yaptığı Türkiye Değerler Atlası çalışmasına göre Türklerin % 87’si eşcinsel komşu istemiyormuş.Yani daha önceki yıllarda da olduğu gibi bu yıl da istenmeyen komşular listesinin en üst sırasını yine kimselere kaptırmamışız. Peki kim bu eşcinselleri istemeyen komşular?

Bu komşular, “Karı-koca arasına girilmez” diyerek tanık oldukları şiddete ses çıkarmayan, “aile arasında olur böyle şeyler” diyerek hoşgören, “kızını dövmeyen dizini döver” ya da “annedir babadır döver de sever de” diyerek meşrulaştıran, “yok canım kız zaten her gece dışarlarda, hiç babası öyle şey yapar mı” diyerek inanmayan, “aman şahit yazarlar” diyerek ışıkları söndüren, uzun lafın kısası “dört duvar arasında olan orayı ilgilendirir” ve de “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” felsefesini güden tertemiz, namuslu, ahlaklı, hakkaniyetli ve dürüst çocuklar yetiştirmek isteyen iyi kalpli komşulardır! Onlar üst katlarında, yan dairelerinde, kapı komşu evlerinde bir sürü kötülük olurken kapılarını sıkı sıkı kapatıp dizilerini izleyen komşulardır. Bir yandan çiğdemlerini çitletirken Ali’nin Cemile’ye attığı tokatı yüzlerinde hissedip, Fatmagül’ün başına gelenin doğruluğunu bildiği halde şahitlik yapmayan Mukaddes’e lanet eden komşulardır. İşte, yan, alt, üst komşularının dört duvarı arasında yaşadıkları gerçeklikleri binbir atasözü ve deyişle ört bas edip görmezden gelen bu komşular kurgularda aslan kesilip, adaletin keskin kılıcı oluverirler.

October 23, 2012

Bana "iyi bayramlar" deme!


Yok arkadaş ben kabul etmiyorum. Kendi günahlarından arınmak, cennete gitmek, kısacası kendince götünü kurtarmak adına on binlerce hayvanın öldürülmesinin adına  “bayram” denilmesini kabul etmiyorum. Hem bayram nedir? Bakınız TDK ne diyor: neşe, sevinç... Peki içinde ölümün olduğu, her yerin kana boyandığı bir şey nasıl olur da neşe ve sevinç içinde kutlanır? Kutlanırsa da bunu kutlayanların akıl ve ruh sağlıklarından nasıl şüphe edilmez? Bir yandan Tanrı’nın tüm canlıları özene bözene yarattığını ve her birinin ayrı ayrı değerli olduğunu söylerken bir yandan da gözünü kırpmadan o canlıları Tanrı’ya kurban etmek nasıl çelişkili bir inanıştır? Bu Tanrı nasıl bir tanrıdır ki yarattığı binlerce türden bir tanesinin, en değerlisinin(!) güzel hatırı için, sırf o, dünyada yediği bir sürü haltın günahını kapatabilsin, cennet bahçelerine ulaşabilsin diye ona diğer canlıları kendisine kurban etme hakkını versin? 

Birincisi bu insanın kendi egosunun, kendisini tüm canlıların üzerinde görmesinin, türlerin en üstünü olduğu düşünmesinin eseridir. İkincisi kurban etme ritüeli pagan bir alışkanlıktır. Vakti zamanında henüz doğa olaylarının sebeplerinin anlaşılamadığı zamanlarda insanların korkularını kafalarında yarattıkları çeşitli Tanrılara kurbanlar vererek yenmeye çalıştıkları dönemlerden kalma bir alışkanlıktır. Şükür ki şimdi bütün doğa olaylarının sebebini biliyoruz. Şimşekleri çaktıran bir şimşek tanrısı olmadığını, dünyanın öküzün boynuzları arasında olmadığını, güneşin de evrendeki yıldızlardan birisi olduğunu falan filan hepsini biliyoruz. O yüzden bunlar için başka canlıların kanını dökmeye hiç gerek yok artk. Üçüncüsü o kainatın yaratıcısı, her şeyi yoktan var eden, her şeyden üstün Tanrı’nın sizin ona sunacağınız küçük hayvanların kanına niye ihtiyacı olduğunu düşünüyorsunuz ki? Ey insan sendeki nasıl bir egodur ki Tanrı’yı bile senden bir şey bekleyen bir varlık olarak kurguluyorsun? Eğer inandığın Tanrı’n söylediğin kadar adilse senin yaptığın onca kötülüğü o küçücük hayvanların kanıyla örtmene izin vereceğini mi sanıyorsunuz?

 “Otur bir düşün insan evladı” diyeceğim ama sen zaten düşünebildiğin için böylesin. Keşke düşünemeseydin de kirlenmeseydin. Uzun lafın kısası, senden ricam bu kadar canlıyı öldürdüğün bir güne “bayram”, bana da “iyi bayramlar” deme de, ne halt edersen et.           

October 15, 2012

Sen hangi ötekisin?


Hiç düşündünüz mü hangi ara biz bu kadar çok "şey" olduk? Sırf insan olmak neyimize yetmedi de bu kadar "öteki" ile doldurduk hepi topu 70 yıllık hayatımızı? O halde ötekilik tarihimize sıradan bir insan gözüyle şöyle kısaca bir göz atalım. Camille Paglia Cinsel Kimlikler: Nefertiti'den Emily Dickinson'a Sanat ve Dekadans isimli kitabına "Başlangıçta doğa vardı" diye başlar, Yuhanna'nın İncil'ine"Başlangıçta söz vardı" diye başlamasına karşın. Haklıdır, başlangıçta söz yoktu çünkü söz çok sonraları girdi insanın hayatına. Girmesiyle de yasayı getirdi, kuralları getirdi, yasağı getirdi. Paglia’nın da dediği gibi başlangıçta doğa vardı ve doğanın içinde var olan binlerce canlı: İnsan da onlardan biriydi, sadece insandı. Bir süre sonra insana otlar, ağaçlardaki meyveler, kabuklu yemişler vesaire yetmemeye başlayınca insan hayvanları öldürüp yemeye karar verdi. Bundan sonra hayvanlar insanlar için bir besindi ve böylece hayvanlar dünya tarihinin ilk ötekisi oldular. İnsanla eşit bir şekilde dünyayı paylaşırlarken insanın besin zincirinin bir parçası oldular. Böylece canlılar ikiye ayrıldı: insanlar ve diğerleri.

October 4, 2012

Savaşa Hayır!



Devletler savaş ister, başka halklar üzerinde, başka devletler üzerinde egemenlik kurmak ister, hakim olmak ister. Çünkü devletler toprağa doymaz, toprak için dökülen kana doymaz. Devletlerin vicdanı yoktur, savaş kararı alanların da. Savaş kararını alanlar sıcak çalışma odalarında savaşı izlerler, stratejiler geliştirirler. Halklar ise ölür, bayrak uğruna, devlet uğruna, hayali bir çizgi uğruna, kısacası bir hiç uğruna ölürler. Savaş gelen toprağa karanlık gelir, yalnızlık gelir, korku gelir; savaş renkleri öldürür, sevinçleri öldürür, umutları öldürür, geleceği öldürür. Bu yüzden savaşa karşı durmanın siyasi bir yanı yoktur, politik bir duruşla da ilgisi yoktur, sadece ve sadece insan olmakla ve başkasının yaşamına kendi yaşamına verdiğin değeri verip vermemekle, kendin için istediğin huzuru başkası için de istemekle ilgilidir. Binlerce evin, binlerce yüreğin içine ateş ve gözyaşı düşmemesi içindir savaşa hayır demek.   

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Paylaş