July 3, 2011

Antik Dönemde Günümüz Tabiriyle “Eşcinsellik”

 Eşcinsellik sözcüğünün hayatımıza girmesinin üzerinden sadece 100 yıldan biraz daha fazla geçti. Tabi ki bu, eşcinsellik teriminin ortaya çıkmasının öncesinde eşcinselliğin olmadığı anlamına gelmiyor. Sadece, erkek erkeğe ya da kadın kadına ilişki kategorilenmemişti yüz kırk yıl öncesine kadar. Elbette ki bu ilişkilerin kategorilenmemiş olması doğal karşılandığı ya da onaylandığı anlamına da gelmiyor. 1869 yılında Macar yazar, Karl Maria Kertbeny, tarafından Almanca olarak türetilen eşcinsellik kelimesi[i] 1892 yılında Charles Gilbert Chaddock tarafından İngilizceye sokulmuştur.[ii] Heteroseksüellik terimi de, doğan ihtiyaçtan, ötürü yaklaşık 8 yıl sonra dile girmiştir. Düşünülenin aksine önce eşcinsellik, daha sonra heteroseksüellik adlandırılmıştır. Yapılan araştırmalar 1950’lere kadar birçok insanın “eşcinsellik” kelimesini duymadığını göstermektedir. Oxford İngilizce Sözlük’te ise “eşcinsellik” kelimesi oldukça geç bir tarihte, ilk kez, 1976 yılında yer alıyor.[iii] 

Eşcinsellik teriminin hayatımıza girişinin tarihine bakılınca, binlerce yıl önce Antik dönemde yaşamış insanların böyle bir tanımlamayı ya da kategorilendirmeyi bilmedikleri, dolayısıyla o dönemde tecrübe edilen şeyin adının eşcinsellik olmayacağı aşikardır. Ancak yine de, Gezgin’in de dediği gibi, eşcinsellik mevzu bahis olduğunda Antik Yunan’ı göz ardı etmek doğru değildir.[iv] Her ne kadar isimsiz de olsa, kültürde farklı bir yeri de olsa erkek ve kadın eşcinselliğine rastlıyoruz Antik Yunan’da. Tüm bu bilgilerin ışığında, eşcinselliğin 1869 öncesine ait bir tarihi olmadığı ancak adlandırılmamış da olsa farklı pratiklerle insan hayatında var olduğunu bilerek konuyu ele almak gerekir. Padgug da, “heteoseksüel” ve “homoseksüel” davranışın evrensel olabileceğini, ancak homoseksüel ve heteroseksüel kimliğin ve bilincin modern gerçeklikler olduğunu söylüyor.[v] Yani, eşcinsel eylemlerde bulunmak farklı, eşcinsel olmaksa farklı bir şeydir. Günümüzde eşcinsellik bir kimlik olarak adlandırılmaktadır. Ancak, günümüzde dahi, eşcinsel eylemlerde bulunmasına karşın kendisini eşcinsel olarak adlandırmayan insanların olduğunu bilmek gereklidir.

Antik Yunan’da eşcinselliğe girmeden önce o dönemdeki seks kavramına bir göz atalım. Örneğin, Atina vatandaşları tarafından alenen sergilenen tavırlar ve davranışlar, seksi, iki veya daha fazla kişinin dahil oldukları kolektif  bir girişim olarak değil, daha çok bir kişi tarafından diğerine uygulanan bir eylem olarak resmetme eğilimindedir.[vi] Bu durumda, Antik Yunanda eşcinsellik ve heteroseksüelliği birbirinden ayıran şey etkinlik ve edilginliktir. Phallus’u yani erkeklik organını (fascinus), bedendeki tüm öteki deliklerden (spintrias) ayırıyorlardı.[vii] 

 Aynı zamanda, Halperin’in dediği gibi, “Aktif ve pasif cinsel roller bu nedenle kaçınılmaz bir şekilde üst ve ast toplumsal statü ile aynı şekildedir. Bu yüzden erişkin bir erkek Atina vatandaşı yalnızca statü bakımından astlarıyla (yaş olarak değil, fakat toplumsal ve siyasi statü bakımından astları) meşru cinsel ilişki kurabilir: Bu kişinin cinsel arzusu için uygun objeler kesin bir şekilde kadınları, oğlan çocuklarını, yabancıları ve köleleri içerir”.[viii]  Görüldüğü üzere, Antik dönemde seks, tek taraflı ve duhul ederek haz alan ve duhul edilerek haz verenden oluşan bir eylemdi. Aktif olan tarafın haz almasına dayalıydı.


Antik Yunan’da, kendi cinsine duyulan arzu düşüncesi felsefi bir
 kavram olan “paiderastia” ile tanımlanmıştı. Bu kavram, oğlan
 veya erkek çocuk anlamına gelen “pais” ve sevmek anlamına gelen “eran”ın birleşmesinden ortaya çıkar. Bu ideal ilişki, daha yaşlı olan erkek ile daha genç olan erkek arasında imgelenen ilişkidir. Yetişkin olan vatandaş, hayatta tecrübeli, savaş yöntemlerinde zeki, servetinin ve evinin yönetiminde örnek gösterilen, ailesine karşı sorumlu, cesur, onurlu ve kendini dürüstlüğe adamış kişidir. Daha genç olan erkek ise henüz sakalları çıkmamış genç olarak tanımlanır ve davranışlarından alçak gönüllü, atletik ve cesur, kendini geliştirmeye istekli ve sevgilisinin ak ve hayatı idare etmek hakkında öğreteceklerini öğrenmeye istekli olması beklenen taraftır. Paiderastia, öğretmen ve öğrenci rollerinin âşık ve sevgili ile birleştiği bir ilişkiye işaret eder. Yunanca her bir role spesifik bir terim vermiştir. Oğlan, sahip olunan veya arzulanan, “pais” olarak adlandırılır, “paidika” da denilmektedir. Sevilen veya arzulanan anlamına gelen “eromenos” sıfatı ile adlandırılır bu oğlan. Aitas (dinleyici, alıcı) ya da kleinos (hayranlık duyulan) olarak da adlandırılmaktadır. Kendisinden daha yaşlı olan ve ona yol göstericilik yapan sevgilisi ile “erastes” olarak adlandırılır ki sevgili, aşık anlamına gelmektedir Yunancada eispnelos (ilham verici) ya da philetor (dost) olarak da adlandırılmaktadır. Erastes, eromenos’a sadece kur yapmak ve baştan çıkarmakla değil, onu savaş ve avcılık sanatında geliştirmek, hayatı doğru idare etmeyi öğretmek ve iyi bir vatandaş olarak yetiştirmekle görevlidir.[ix]


Oğlancılık, Yunanlılarda topluma kabul edilme kuralıydı. Erastes, pais ile arkadan birleştiğinde, erişkin erkeğin spermi, oğlan çocuğuna erkeklik aktarıyordu. Oğlan çocuğunun bu dönemden geçmesinin belirli amaçları vardı, elbette. Çocuğu o ana kadar birlikte yaşadığı kadınların arasından çekip alarak, iyi birer vatandaş örneği olan yetişkin erkeğin kollarına vermek onu edilgin ortamdan kurtarmak ve bir baba, bir vatandaş haline getirmek demekti. İyi bir vatandaş olarak yetişen oğlan, ileride bir erastes, bir savaççı, bir avcı olacaktır.[x] Ancak bunun sadece oğlanlara ulaşmak ve bu ilişkiyi meşrulaştırmak için uydurulmuş bir bahane olduğunu da söylemek mümkündür.[xi]


Ancak, ilginç bir durum da söz konusuydu. Eraster ve Eromenos arasındaki bu doğal ve gerekli görülen ilişki oğlanın kıllarının çıkmaya başlamasıyla bıçak gibi kesiliyordu. Bu bir erkekliğe geçiş dönemiydi ve oğlanın kıllamaya başlaması bu dönemin bittiğinin habercisiydi. İşte bundan sonra halen bu tarz bir ilişki yaşamaya devam etmeyi isteyen, yani edilgin olarak devam etmek isteyen pasif erkek, suçlanmakta ve lanetlenmekteydi. Ancak, yine de, aktif rolde olmak aynı suçlamaya ve lanetlenmeye maruz kalmıyordu. Çünkü asıl suç olan, erkeksi bir şeyi, kadınsı bir şekilde kullanmaktı. Çünkü, bu erkekliğe hakaret eden bir davranıştı.[xii] Padgug’a göre, işte bu yüzden, Antik Yunanda insanların, bugünkü tanımıyla olmasa da, eşcinseller ve heteroseksüeller olarak ikiye ayıran cinsel kategorileri bilmediğini söylemek yanlış olur.[xiii] Kaldı ki Antik dönemde de Roma döneminde olduğu gibi pasif olarak bu ilişkilere devam eden kişiler molles olarak adlandırılmaktadır.


Gezgin, Antik Yunanda, olgun erkek ile genç aşık arasındaki ilişkiyi, eşcinsel ilişki olarak değerlendirmenin yanlışlığına rağmen, Antik Yunan kültüründe eşcinsellik yoktur saptamasının da yersiz olduğunu söylüyor. Çünkü, ona göre olmayan bir eylem suç teşkil etmez. Söylenen kurallar çerçevesinin dışına çıkan iki erkek arasındaki ilişki suçlanmış ve lanetlenmiştir, Antik Yunan kültüründe de.[xiv]


Birazda bu ilişkilerin nasıl hayata geçtiğine ve hangi mekanların kullanıldığına göz atalım. Olgun erkek ile genç oğlan arasındaki ilişkinin bir öğrenci öğretmen edasında olduğunu söylemiştik. Vazo resimlerinden en popüler olanlarından birisi, erastes’in, eromenos’un penisini eliyle okşadığı ve eşcinsel sevginin gösterildiği sahnedir. Bu tavşan yakalama denilen bir ritüeldir.[xv] Erastes’in Eromenos’la anal yolla ilişkiye girdiğini gösteren çok resim olmamakla birlikte, böylesine yakınlaşan, birlikte sarılıp uyuyan bir çiftin anal ilişkiye de girmediğini düşünmek çok naif olur sanırım. Zaten vazo üzerlerindeki resimlerde olgun olan erkeğin penisinin, genelde, sertleşmiş olduğunu görüyoruz. Cinsel ilişkinin de bir yere duhul edilme suretiyle olduğunu ve olgun erkeğin aktif rol oynadığını düşünürsek bu çiftler arasında da anal ilişki kaçınılmazdır. Ayrıca, evlerde andron (selamlık) denilen bölümler vardı ve bu bölüm, evin erkeğine ayrılmıştı. Erkek, misafirlerini burada ağırlıyordu ve evin kadınlarının buraya girmeleri yasaktı. Eve böyle bir bölümün eklenmesi erkeklerin dışarıda katıldıkları aktiviteleri eve taşımalarına olanak sağladı. Burada on ya da on dört kişi ağırlayabilen evin erkeğinin, düzenlediği yemeklerde, kadınlar bu odaya giremedikleri için oğlanlar şarap sunma hizmeti veriyordu.[xvi]  


Oğlanlara ilgi duyan olgun erkekler, genellikle, 30’lu yaşlarındaydılar. Bu erkekler, genellikle, gymnasionların* spor alanı olan palaestralarda, spor yapan erkek çocuklarını seyre giderlerdi. Burada, kendilerine bir sevgili beğenirler daha sonra onların yollarını keserek kur yaparlardı. Bu arada oğlanlar da bir kız edasıyla naz ve cilve yaparlardı ancak bunu yaparken erkeksiliklerini korumaları esastı. Olgun erkeklerin, oğlanları tavlayabilmek için çeşitli hediyeler vermeleri gerekiyordu, elbette. Oğlanlar da birlikteliğe çok can atar görünmemek, cilve yapmak ve kendilerini ağırdan satmak durumundaydılar. Ancak, bu nazı yaparken başka olgun erkeklerin ilgisine kapalı olmalıydılar. Bu oğlanlar kendilerini kur yapan erkeği seçip seçmemekte özgürdüler.[xvii] Kimi zamanlar da, bu oğlanlar kendileri bir erkek tarafından arzulanmadan önce onlar erkekleri arzulayabiliyorlardı.


Bir diğer yandan, bu ilişkileri düzenleyen yasalar da mevcuttu. Ergenlik döneminin altında (12 yaş) bir çocukla ilişkiye girmek, oğlanların güzelliklerini profesyonel olarak kullanmaya teşvik etmek, ergenlik döneminin altındayken gittikleri okullara izinsiz girmek cezalandırılıyordu. Oğlanları koruyabilmek için okula gidiş geliş saatleri, okulların spor alanlarının kaçta açılıp kapanacağı, okulların etrafında kimlerin dolaşabileceği, kimlerin oğlanlara yaklaşabileceği gibi düzenlemeler yasalarca yapılmıştı ve korunuyordu.[xviii]


Bir erkeğin sevgilisi olabilme yaşı, on iki yaşlarına denk gelmekteydi. Yunanlı Straton’un tarifine göre; “oniki yaşında bir oğlanın tazeliği arzu uyandırır, ama on üçünde daha da hoştur. On dördünde açan aşk çiçeği daha da tatlıdır ve on beşinde cazibesi artar. On altı ilahi yaştır” diyerek tanımlar oğlanın yaşı ile doğru orantılı olarak artan çekiciliğini. Bu tanım o gün için doğal görülse de günümüzde pedofili terimine karşılık gelmektedir. On iki yaşından daha küçük çocuklarla ilişkiye girmekse yasaktı ve cezalandırılmayı gerektirmekteydi.[xix] Elbette, nasıl o zamanki ilişkileri eşcinsellik olarak adlandırmak doğru değilse, bu yaştaki oğlanlarla ilişkileri de pedofili diye adlandırmak doğru değildir. Sonuçta bu terimler modern terimlerdir ve o zamanlarda karşılığı yoktur.


“Bir diğer nokta, kendisine verilen emek ve sevginin bedelini cinsel hazla ödemek durumunda olan oğlanın, bu hazdan mutlak olarak uzak durması gerekliliğiydi. Çünkü bu haz, kadınsı yönünü ortaya çıkararak onu feminen yapabilirdi ki bu reddedilen bir tutumdu. Kendisi haz verirken haz almamaya –özellikle burada sözü edilen hazzın edilgin oluşudur- özen göstermelidir. Erkeğin aldığı hazza katılmak ancak bir kadından beklenen davranıştı.[xx] Ancak Foucault’ya göre, oğlanın bunu neredeyse buz gibi soğuk bir biçimde yapması gerektiği anlamına da gelmemektedir. Karşısındakine haz vermekten memnuniyet duymalıdır.[xxi]


Antik dönemde yaşayan erkeklerin hayatlarının, iki bölümden oluştuğunu söylemek mümkündür. Birincisi, beden kıllarının çıkmasına kadar eromenos olarak adlandırıldıkları ve edilgin oldukları dönem, ikinci bölüm ise kıllarının belirmeye başlamasından sonraki erkekliğe terfi ettikleri dönem.[xxii] Edilgin dönemlerinde kendisinden haz alınan ve haz vermekle yükümlü gençler, erkekliğe terfi ettiklerinde haz alan konuma geçiyorlardı. Bu terfiden sonra, halen, haz veren konumunu sürdürmek, edilgen olmaya devam etmek kabul edilir bir şey değildi. Yine, aynı şekilde, bir yetişkinin sakallı, kıllı olan diğer bir yetişkini arzulaması kabul edilir bir şey değildi. Çünkü, arzulanan ancak parlak ve tüyü çıkmamış oğlanlar olmalıydı.


Ancak, yine de, Antik Dünya’da görülen sadece paiderastia değildi, elbette. Yetişkinler arasında da, hemcinsine yönelik aşk ve tutkunun varlığına dair kanıtlar edebi metinlerde ve vazo resimlerinde mevcuttur. Bu ilişkilerin bazılarının, uzun süreli ve çok samimi ilişkiler olduğuna dair kanıtlar da vardır.[xxiii] Akhilleus ve Patraklos, Socrates ve Alcibiades, Pausanias ve Agathon arasındaki ilişkilere dair kanıtlar, yaşları birbirine yakın ya da aynı olan erkekler arasında da aşkın olduğunu göstermektedir. Antik dönem toplumunda bu durum hoş karşılanmasa da, yine de, var olmuştur tıpkı günümüzde de bir çok toplumda hoş karşılanmayan eşcinselliğin var olduğu gibi.


Ancak, bu ilişkilerin yazılı kaynaklarda yer alması, sanırım, daha çok bu kişilerin aristokrat sınıfından olmalarından kaynaklanır. Zaten, Antik dönem ile ilgili gerek yazılı gerekse resimli belgelerde okuyup gördüklerimiz, belli bir sınıf ve onun üstündeki ilişkileri temsil etmektedir. Daha aşağı tabakalarda, bu ilişkilerin nasıl yaşandığına dair bir bulgu yoktur. Ancak, düzenlemek için yasalar dahi çıkarılan bir yaşantı şeklinin, toplumun tüm kesimlerinde var olduğunu tahmin etmek de zor değil. Hele ki, ailelerin çocuklarını para karşılığı pazarlamasının yasaklandığını düşünürsek, alt tabakalarda da hemcins ilişkilerin yaşandığını söyleyebiliriz.


2 Vicinus, J.M., Duberman, M.B., Chauncey. G.(ed.), Tarihten Gizlenenler/Gey ve Lezbiyen Tarihine Yeni bir Bakış, çev. Serkan Göktaş, Ankara: Phoneix, 2001. s. 37.
3 A.g.e., s. 39.
4 Bkz. Gezgin İ., Antik Yunan ve Roma Sanatında Cinsellik ve Erotizm, İstanbul:Alfa, 2010.
5 Padgug, R., “Cinsel Sorunlar: Cinselliği Tarih İçinde Yeniden Düşümek”, Vicinus, J.M., Duberman, M.B., Chauncey. G.(ed.)Tarihten Gizlenenler/Gey ve Lezbiyen Tarihine Yeni bir Bakış, çev. Serkan Göktaş, Phoneix, 2001. s. 53.
6 Halperin, D., “Cinsellikten Önce Seks”, a.g.e. s. 48.
7 Quignard, P., Cinsellik ve Korku, çev. Aykut Derman, Can Yayınları, 2001, akt.,Gezgin, İ., a.g.e., s. 221.
8 Halperin, D., a.g.e., s. 49.
9 Fone, B., Homophobia, New York: Picador, 2000, s. 19.
10 Gezgin, İ., a.g.e., s.222
11  Gezgin, İ., a.g.e., s. 232
12  Gezgin, i.,a.g.e., s.  223.
13 Padgug, R., “Cinsel Sorunlar: Cinselliği Tarih İçinde Yeniden Düşümek”, a.g.e.,  s. 54.
14 Gezgin, İ. A.g.e. s. 224.
15 Gezgin, İ., a.g.e. s. 257.
16  Gezgin, İ. a.g.e., s. 230.
17  gezgin, İ., a.g.e. s. 236-238.
18 Bkz. Foucault, M., Hazların Kullanımı, Cinselliğin Tarihi, (256-286) .çev. Tanrıöver, H.U., Ayrıntı, 2010,  
19 Gezgin, İ., a.g.e., s.234.
20 Gezgin, İ., a.g.e., s. 237.
21 Foucault, M., a.g.e. s. 285.
22 Foucault, M., a.g.e. s. 229.
23 Bkz. Clarke, J. R., Looking at Lovemaking: Constructions of Sexuality in Roman Art, akt. Fone, B., Homofobia, s. 20.
*şimdiki “ortaokul-lise”ye denk gelen bir eğitim kurumu.

No comments:

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Paylaş